Paleontoloji dünyası, 29 Ocak 2026’da yayımlanan devrim niteliğinde bir keşifle çalkalanıyor. İlk bakışta sıradan görünen birkaç küçük fosil, gelişmiş görüntüleme teknolojileri sayesinde vertebrate (omurgalı) tarihini yeniden yazacak sırlarını ifşa etti. Glasgow’un hemen güneyinde bulunan ve 443 milyon yıl öncesine, yani Silüryen dönemine tarihlenen iki ilkel balık türü, insan gözüyle şaşırtıcı derecede benzerlik gösteren “kamera tipi” göz yapısının bilinen en eski kanıtlarını sundu.
İçindekiler
Zamanın Ötesinden Gelen Balıklar: Jamoytius ve Lasanius
Keşfin kahramanları, yılan balığına benzeyen, çenesiz ve oldukça ilkel iki canlı: Jamoytius ve Lasanius. Bu canlılar, bugünkü taş emen balıkların (lampreyler) ve miksinlerin (hagfish) çok eski akrabaları olarak kabul ediliyor.
Uzun zamandır soyu tükenmiş olan bu küçük yaratıklar, omurgalı evriminin şafağında yer alıyorlar. Ancak bu fosilleri eşsiz kılan, sadece yaşları değil; içlerinde barındırdıkları, ancak yüz milyonlarca yıl sonra evrimleştiği düşünülen sofistike anatomik yapılardır. Fosiller üzerinde yapılan incelemeler, bu canlıların günümüz omurgalılarında gördüğümüz retina yapılarına ve optik sinir bağlantılarına sahip olduğunu ortaya koydu.

Sinkrotron Işınları Altında Gizli Bir Dünya
Bu kadar eski ve yumuşak dokulu fosillerden bu kadar detaylı bilgi almak normal şartlarda imkansızdır. Ancak Manchester Üniversitesi’nden araştırmacılar, Stanford Sinkrotron Radyasyon Işık Kaynağı (SSRL) ile iş birliği yaparak “Sinkrotron X-Işını Floresan Görüntüleme” tekniğini kullandılar.
Bu teknoloji, fosilin yüzeyindeki mikroskobik element dağılımını analiz etmemize olanak tanır. Araştırmanın sonuçlarına göre:
Çinko ve Bakır Konsantrasyonu: Jamoytius‘un göz bölgesinde yüksek yoğunlukta çinko ve bakır tespit edildi. Bu elementler, modern omurgalıların gözlerindeki pigment tabakalarında ve retina dokularında bulunan temel belirteçlerdir.
Kamera Tipi Göz Yapısı: Bu bulgular, bu ilkel balıkların tıpkı bizler gibi “kamera tipi” (ışığı mercekle odaklayan ve bir ekran üzerine düşüren) gözlere sahip olduğunu kanıtlıyor.
Optik Sinir Yuvası: Belki de en heyecan verici bulgu, optik sinirin göz küresine bağlandığı o minik “çentik” veya yuvanın görüntülenmiş olmasıdır. Bu yapısal özellik, insan görüşünün ve sinirsel iletiminin temel taşlarından biridir.
Kemik Evriminde Büyük Sürpriz:
Bu keşif sadece görme yetisiyle sınırlı değil. Erken dönem omurgalılar genellikle kemik yapısından yoksundur ve fosil kayıtlarında korunmaları oldukça zordur. Ancak Jamoytius ve Lasanius fosillerinde şaşırtıcı bir element kombinasyonu daha bulundu: Kalsiyum ve Fosfor.
Bu iki element, kemik oluşumunun (ossification) kimyasal imzasıdır. Bu bulgu, “kemik dokusunun” evrim sahnesine ne zaman çıktığına dair yerleşik teorileri kökten sarsıyor. Çalışmanın başyazarı Jane Reeves’in belirttiği gibi:
“Genellikle işe yaramayacak kadar kötü korunmuş oldukları düşünülen fosillerden, yeni teknolojiler sayesinde bu kadar çok bilgi kurtarabilmek büyüleyici.”
Bu durum, iskelet sisteminin temel bileşenlerinin, bildiğimiz büyük kemikli balıklar ortaya çıkmadan çok daha önce, yumuşak dokulu ilkel canlılarda “denenmeye” başlandığını gösteriyor.

Omurgalı Evriminin Netleşen Fotoğrafı
Bu keşif, evrimsel biyolojide hızla büyüyen bir yapbozun parçası. İlginç bir şekilde, bu çalışmadan sadece bir hafta önce, başka bir ekip Çin’de bulunan 518 milyon yıllık Myllokunmingids fosillerinde de karmaşık göz izlerine rastladığını bildirmişti.
Bu iki bulgu birbirini mükemmel şekilde tamamlıyor:
- Erken Başlangıç: Görme ve iskelet yapısı gibi temel anatomik özelliklerin, sanılandan çok daha eski (Kambriyen ve Silüryen dönemlerinde) kökenlere sahip olduğu doğrulanıyor.
- Karmaşıklık: Doğanın, “gelişmiş göz” tasarımını evrimin çok erken safhalarında mükemmelleştirdiği anlaşılıyor.
- Süreklilik: 443 milyon yıl önceki bir balığın gözündeki optik sinir yuvası ile bugün aynaya baktığımızda gördüğümüz gözün temel tasarımı arasındaki bağ, yaşamın sürekliliğinin en muazzam kanıtı.
Gözlerimiz, Onların Mirası
Glasgow’un çamurlu yataklarından çıkan bu fosiller, sadece soyu tükenmiş balık kalıntıları değil; aslında bizim biyolojik biyografimizin ilk sayfalarıdır. Bugün dünyayı görmemizi sağlayan karmaşık optik sistemin temelleri, 443 milyon yıl önce karanlık sularda yüzen bu küçük canlıların kafataslarında atılmıştı. Teknolojinin ışığı fosillerin derinliklerine indikçe, insan olmanın ne kadar kadim ve köklü bir süreç olduğunu daha iyi anlıyoruz.
Kaynakça: ✍️
- University of Manchester (2026). Synchrotron imaging reveals advanced eye structures in Silurian vertebrates. Proceedings of the Royal Society B.
- Discover Wildlife. Ancient Fossils Reshaping Early Vertebrate Evolution.
- Stanford Synchrotron Radiation Lightsource (SSRL). Elemental Mapping of 443-Million-Year-Old Tissues.
- Nature Ecology & Evolution. The Origin of Camera-Type Eyes in Early Chordates.









