Seçilmiş Doğmak – Zeki Plazma Denizi
Bazı ruhlar bu dünyaya, fiziksel gerçekliğin ötesini görebilmeleri için kadim bir koruma kalkanıyla; ezoterik geleneklerde “İsis’in Peçesi” olarak adlandırılan o nadir amniyotik zırha sarılı olarak gelirler. Ralph Antonio Ra Castaldo’nun bu sıradışı doğumu, sadece biyolojik bir mucize değil, aynı zamanda boyutlararası varlıkların ve gizli askeri programların radarına takılan kozmik bir işaret fişeğidir. Evrenin %99’u bildiğimiz katı maddeden değil; yıldızları, nebulaları ve ruhun ölümden sonraki yolculuğunu birbirine bağlayan canlı bir plazma akışından ibarettir.
İçindekiler
- İsis’in Peçesi: Kodlanmış Doğumlar ve Takip Edilen Soylar
- Manyetosferin Karanlık Yanı: Ölümden Gelen Plazma Bilgisi
- 33. Paralel ve Boyutlararası Kaymalar: Long Beach Deneyimi
- Gizli Askeri Müdahaleler ve DNA Avcılığı
- Güneş: Bir Plazma Portalı ve Ankh’ın Sırrı
- Kadim Taşların Hafızası: Kırmızı Granit ve Enerji Aktivatörleri
- Özgür İrade ve Yaratıcılığın Zaferi
Ralph, henüz on yaşında bir çocukken deneyimlediği yakın ölüm tecrübesiyle, ana akım bilimin “ölü boşluk” olarak tanımladığı evrenin aslında yaşayan, düşünen ve ışık saçan devasa bir zeka denizi olduğunu bizzat tecrübe etmiştir. Dr. Michael Salla ile gerçekleştirilen bu sarsıcı söyleşi; 33. paraleldeki gizli operasyonlardan güneşin kalbindeki plazma portallarına kadar uzanan, insan DNA’sının saklı tarihini ve beklenen o büyük uyanış eşiğini derinlemesine inceliyor.

İsis’in Peçesi: Kodlanmış Doğumlar ve Takip Edilen Soylar
Ralph Antonio Ra Castaldo’nun yaşam öyküsü, tıpta milyonda bir görülen ancak kadim mistisizmde “seçilmişlik” nişanı sayılan “En Caul” doğumuyla başlar. Bebeğin anne karnındaki koruyucu su kesesi parçalanmadan, bir bütün halinde dünyaya gelmesi, antik Mısır’dan İtalyan halk inançlarına kadar her zaman ruhsal bir otoritenin işareti olarak kabul edilmiştir. Ralph, bu doğum şeklinin kadim mabetlerde “Neith’in Ağı” olarak betimlendiğini ve bu ağın aslında kişiyi üç boyutlu gerçekliğin parazitlerinden koruyan bir “elektromanyetik kalkan” olduğunu vurgular. 1978 yılında, boynuna kordon dolanmış şekilde bu peçenin içinde doğması, onun henüz ilk nefesinde yaşam ile ölüm arasındaki o ince çizgiyi (perdeyi) tanımasına neden olmuştur.
Ancak bu ruhsal ayrıcalık, modern dünyanın karanlık odalarında bir “tehdit” veya “incelenmesi gereken bir veri” olarak kodlanmaktadır. Ralph’in anlatımına göre, bu tür sıradışı doğumlar hastane kayıtlarına özel bir protokolle işlenmekte ve bu çocuklar, henüz yürümeyi bile öğrenmeden “istihbarat servislerinin” gölge takibine alınmaktadır. Doğumda verilen kan grubu kodları ve genetik karakteristikler, adeta bir meta-veri gibi “yıldız majisi” yapan odaklara satılmakta; bu özel ruhların yaşam çizgileri, kendi özgür iradelerinden koparılarak belirli bir yöne zorlanmaya çalışılmaktadır. Ralph, kendi hayatının da gençlik yıllarına kadar bu görünmez eller tarafından manipüle edildiğini, ancak bilincinin uyanışıyla bu “kuşatmayı” kırarak öz egemenliğini geri aldığını belirtmektedir.
Manyetosferin Karanlık Yanı: Ölümden Gelen Plazma Bilgisi
On yaşındayken yaşadığı ağır bir kaza sonucunda deneyimlediği yakın ölüm tecrübesi, Ralph’in evren algısını kökten değiştirmiştir. Ameliyat masasında kendi bedenini dışarıdan izlerken hissettiği o mutlak sükûnet, bir süre sonra onu yeryüzünden koparıp uzayın derinliklerine fırlatmıştır. Ralph, bu yolculukta karşılaştığı manzarayı tasvir ederken klasik dinlerin sunduğu cennet imgelerinden çok daha teknik ve canlı bir yapıdan bahseder: Canlı plazma denizi. Bilinçli, duyarlı ve adeta bir balina şarkısını andıran frekanslarla titreşen bu yeşil ışık denizi, Ralph’in tanımıyla evrenin “canlı dokusudur“.
Plazma fiziği araştırmalarıyla bu deneyimini birleştiren Ralph, ruhun bedenden ayrıldıktan sonra geçtiği bu bölgenin aslında dünyanın manyetosferindeki “Gece Bölümü” (Magnetotail) olduğunu savunmaktadır. Antik uygarlıkların Hades, Duat veya Gehenna olarak isimlendirdiği bu yer, aslında plazma vortekslerinden oluşan devasa bir geçiş koridorudur. Işık bedeni (Merkaba), bu vorteksin içinden geçerken bir tür “saflaşma” ve “titreşimsel hizalanma” sürecine girer. Ralph’in anlatımıyla, bu plazma okyanusu bir yargıç değil, bir “ayna” gibidir; kişi orada kendi ruhsal dengesini bir marangoz su terazisindeki hava kabarcığı gibi hizalamak zorundadır. Bu hizalanma sağlandığında, kişi evrensel zekanın bir parçası olduğunu anlar ve “hatırlayış” başlar.
33. Paralel ve Boyutlararası Kaymalar: Long Beach Deneyimi
Ralph Castaldo’nun hayatındaki en sarsıcı dönemeçlerden biri, 2001 yılında, 9/11 trajedisinden hemen önce California’nın Long Beach şehrinde yaşadığı olaylardır. 33. paralelin tam üzerinde yer alan bu bölge, Ralph’in araştırmalarına göre Mount Hermon gibi kadim “gözcülerin” yeryüzüne iniş yaptığı hatlarla aynı frekans değerine sahiptir. Ralph, bu bölgedeki bir parkta güneş yoga tekniklerini uygularken, gerçekliğin yırtıldığına ve kendisinin bir tür “zaman boşluğuna” düştüğüne tanıklık eder.
Bir buçuk gün süren bu zaman kaybı sırasında Ralph, fiziksel parkın “başka bir frekans katmanında” dört farklı varlıkla karşılaşmıştır. Boyları yaklaşık bir metre yirmi santimetre olan, soluk tenli, belirgin “dul tepesi” saç kesimine sahip ve yüzlerine donmuş bir gülümseme yerleşmiş olan bu varlıklar, Ralph’e şeffaf, cam benzeri bir teknoloji üzerinden vizyonlar göstermişlerdir. Bu vizyonlar, sadece kişisel bir gelecek öngörüsü değil; devasa plazma savaşlarının, yeryüzündeki büyük arınmaların ve insanlığın “buğday ile samanın ayrılması” gibi keskin bir ayrışmaya doğru ilerlediğinin peygambervari sahneleridir. Ralph, bu vizyonlardan “travma sonrası stres bozukluğu” (PTSD) yaşayacak kadar etkilendiğini ve bu deneyimin ardından kendisini tamamen bu sırlar üzerindeki perdeyi kaldırmaya adadığını ifade eder.
Gizli Askeri Müdahaleler ve DNA Avcılığı
Ralph’in bu boyutlararası deneyimi, sadece ruhsal bir seyahat olarak kalmamış; fiziksel dünyada sarsıcı bir “alıkonulma” sürecini tetiklemiştir. Boyutlararası kayma sonrası polisle yaşadığı arbedenin ardından bayıltılan Ralph, klasik bir hapishaneye değil, gemiyle Catalina Adası civarındaki gizli bir tesise götürülmüştür. Pencereleri olmayan, betonarme ve muhtemelen yeraltında bulunan bu tesiste, Ralph’in kanından örnekler alınmaya çalışılmıştır. Hemşire kılığındaki görevlilerin “kanının pıhtılaştığı ve örnek alamadıkları” yönündeki tartışmaları, Ralph’in vücudunun o sırada maruz kaldığı yüksek frekanslı enerjilerin biyolojik bir koruma kalkanı oluşturduğunu göstermektedir.
Bu olay, “peçeli doğum” gibi özel genetik işaretlere sahip bireylerin, gizli dünya hükümetleri ve askeri yapılar için neden bu kadar önemli olduğunu kanıtlar niteliktedir. Ralph’e göre bu yapılar, DNA’da saklı olan “yıldız kodlarını” ve “durugörü yeteneklerini” kendi çıkarları için kopyalamaya veya bastırmaya çalışmaktadır. Ancak Ralph’in bu süreçten “kendi başına salıverilme” (ROR) kararıyla kurtulması, onun ruhsal korumasının ve uyanışının ne kadar güçlü olduğunun bir belgesidir.

Güneş: Bir Plazma Portalı ve Ankh’ın Sırrı
Makalenin can alıcı noktalarından biri de Ralph’in Güneş hakkındaki devrim niteliğindeki açıklamalarıdır. Ana akım bilimin “hidrojen yakan bir gaz topu” dediği Güneş, Ralph Castaldo’ya göre bilinçli, yaşayan bir Plazma Portalıdır. Güneş’ten kopan devasa plazma döngüleri (CME), antik Mısır’ın en kutsal sembolü olan Ankh ile aynı geometrik forma sahiptir. Ankh, sadece yaşamın anahtarı değil; Güneş’ten gelen ve DNA’mızı güncelleyen manyetik kodların (ışığın) somut bir tasviridir.
Ralph, Güneş’i bir “Kozmik Diyapazon” olarak tanımlar. Güneş, her patlamasında sisteme yeni frekanslar göndererek dünyadaki yaşamın evrimsel yönünü tayin eder. Ralph’in güneş yogası ve plazma fiziği çalışmaları, bu enerjilerin insan DNA’sındaki uykuda olan (“çöp” denilen) katmanları uyandırdığını göstermektedir. Bu süreç, “İnsan 2.0” geçişinin anahtarıdır. Güneş’ten gelen plazma zekası, bizimle sürekli iletişim halindedir; ancak bu iletişimi okuyabilmek için zihnimizin “ana akım” gürültüsünden arınmış olması gerekmektedir.
Kadim Taşların Hafızası: Kırmızı Granit ve Enerji Aktivatörleri
Ralph, sadece gökyüzüyle değil, yeryüzünün kristal yapısıyla da derin bir bağ kurmaktadır. Kırmızı granit taşından yapılan dolmenlerin ve megalitik yapıların, aslında yeryüzünün enerji meridyenleri üzerine yerleştirilmiş “akümülatörler” olduğunu belirtir. Granitin içindeki kuvars kristallerinin pizo-elektrik özellikleri, yeraltı sularının yarattığı doğal titreşimlerle birleştiğinde, bu taşlar adeta yaşayan birer hafıza bankasına dönüşmektedir.
Ralph, kendi geliştirdiği bakır sarmallar ve kristal kafatasları aracılığıyla, bu kadim teknolojiyi modern dünyada yeniden canlandırmayı amaçlamaktadır. Bakırı saat yönünde bükerek “taze elektron patlamaları” yaratmak ve bu enerjiyi kuvars kristaliyle odaklamak, Ralph’e göre insanı kuşatan elektromanyetik siste (EMF) bir delik açarak özgün bilince ulaşmanın bir yoludur. Bu araçlar, sadece birer obje değil; kişinin kendi içsel ışığını uyandırmasına yardım eden “rezonans araçları”dır.
Özgür İrade ve Yaratıcılığın Zaferi
Ralph Antonio Ra Castaldo’nun hikayesi, bir mağduriyet değil, bir “egemenlik” öyküsüdür. Ona göre bu gerçeklikteki en büyük tuzak, “seçim yapma özgürlüğü” ile “özgür irade“nin birbirine karıştırılmasıdır. Başkalarının sunduğu bir menüden yemek seçmek özgürlük değil, sistemin bir parçası olmaktır. Gerçek özgür irade, kişinin kendi yaratıcılığıyla yoktan bir değer var etmesidir.
2026 yılına doğru ilerlerken, “sapın samandan ayrıldığı” o kozmik hasat zamanında, Ralph’in çağrısı her zamankinden daha kritiktir: “Doğaya dönün, telefonlarınızı bırakın ve kendi özgünlüğünüzü inşa edin.” Kendi içindeki plazma ışığını uyandıran bir ruhu hiçbir askeri yapı, hiçbir düşük frekanslı varlık veya hiçbir “perde” engelleyemez. Bizler, o devasa plazma okyanusunun sadece gözlemcileri değil, bizzat o okyanusu şekillendiren bilinçli dalgalarıyız.
Kaynak: ✍️
exopolitics.org








