İnsan Irkının Kökeni ve Kozmik Savaş
İnsanlık tarihinin büyük sırları, genellikle en göz önünde duran ama “yasaklı” ilan edilen kaynaklarda gizlidir. Elinizde tuttuğunuz bu yazı dizisi, modern uyanış literatürünün en tartışmalı ama bir o kadar da tutarlı isimlerinden biri olan Alex Collier’ın (Ralph Amigron) otuz yılı aşkın süredir paylaştığı galaktik istihbaratın bir sentezidir.
İçindekiler
- İnsan Irkının Kökeni ve İlk Kozmik Çatışma
- Paa Tal (Kurucular): 4.5 Milyar Yıl Önceki Kozmik Mühendislik
- Biyolojik Kutuplaşma: Hidrojen vs. Oksijen Yaşam Formları
- Lyra (Lira) Sistemi: İnsan Soyunun Beşiği ve Altın Çağı
- Ciakar (Alpha Draconis): Reptilian Irkının Kökeni ve Genetik Kibri
- Büyük Galaktik Savaş: Lyra’nın Yıkımı ve İlk Travma
- Dünya Üzerindeki 22 Irk: Kozmik Kütüphane Olarak İnsan Tasarımı
- Mirasımıza Sahip Çıkma Zamanı
Alex Collier, sıradan bir “medyum” veya “kanal” değildir. O, 1964 yılından bu yana Andromeda takımyıldızından gelen ve kendilerini Vissaeus ile Morenae olarak tanıtan iki bedensel varlıkla doğrudan, fiziksel temas kurduğunu beyan eden bir “iletişimci”dir (contactee). Collier’ın aktardığı bilgiler; insanlığın kökeninden, Ay’ın yapaylığına; 22 farklı galaktik ırkın genetik mirasından, içinde bulunduğumuz zaman hattı savaşlarına kadar uzanan devasa bir perspektif sunar.
Onun mesajını diğerlerinden ayıran en önemli özellik, sunduğu bilgilerin “kurtarıcı bekleyen” pasif bir inanç sistemine değil; bireyin kendi “Egemenlik Beyanı”nı ilan etmesine dayanmasıdır. Andromeda Konseyi’ne göre bizler, kendi karmaşasını çözemeyen “genç kardeşler” değil; 22 ırkın onurunu taşıyan ve evrensel hukuka göre kendi özgürlüğünü talep etme hakkı olan kadim varlıklarız.
Alex Collier, bu bilgileri paylaştığı için hayatının büyük bir bölümünü baskı, dışlanma ve sessizleştirilme çabaları altında geçirmiştir. Ancak sunduğu verilerin özellikle astronomik ve tarihsel tutarlılığı, bugün uyanan milyonlarca insan için bir “Kozmik Harita” görevi gördüğü yadsınamaz bir gerçektir. Bu makale serisi, sizi bu haritayı kullanarak kendi gerçekliğinizi yeniden tanımlamaya ve galaktik kökenlerinizle buluşmaya davet ediyor.

İnsan Irkının Kökeni ve İlk Kozmik Çatışma
Evrensel varoluş, insan zihninin algıladığı gibi kısıtlı bir zaman diliminin veya tesadüfi bir patlamanın sonucu değil; akıl almaz döngülerin, bilinçli mühendisliğin ve devasa boyutların birleşimidir. Andromeda Konseyi’nden Alex Collier aracılığıyla aktarılan kadim kayıtlara göre, içinde bulunduğumuz bu evrensel döngü tam 21 trilyon yıl önce başlamıştır. Bu uçsuz bucaksız süreç, bilincin farklı yoğunluk katmanlarında (boyutlarda) kendini deneyimlemesi için tasarlanmış devasa bir senaryodur. Bizim üzerinde yaşadığımız ve “gerçeklik” olarak tanımladığımız 3. yoğunluktaki fiziksel madde dünyası ise yaklaşık 21 milyar yıl önce somutlaşmıştır. Bu süreçte evren, 11 ana boyutlu bir yapı üzerine inşa edilmiştir. Her bir boyut, farklı bir frekans yasasına tabidir ve birbirine geçişlidir. Bizler, bu 11 boyutlu yapının en yoğun ve en kısıtlı katmanında, aslında çok daha geniş bir galaktik ailenin kayıp çocukları olarak uyanmaya çalışıyoruz. Bu tarihçe, sadece bir unutulmuş bir geçmiş anısı değil, DNA’mızda kilitli o muazzam potansiyelin katalizörüdür.
Paa Tal (Kurucular): 4.5 Milyar Yıl Önceki Kozmik Mühendislik
Galaksimizin fiziksel olarak yaşam barındırabilecek bir forma bürünmesi, yaklaşık 4.5 milyar yıl önce “Paa Tal” veya yaygın adıyla “Kurucular“ın müdahalesiyle gerçekleşmiştir. Paa Tal, 11. boyutta var olan, formun ötesinde saf bilinç ve teknolojiyle maddeyi manipüle edebilen kadim bir ırktır. Onlar, Samanyolu Galaksisi’ndeki güneş sistemlerini ve gezegenleri, yaşamın yeşerebileceği “Biyosfer” alanlarına dönüştüren asıl mimarlardır. Paa Tal’ın teknolojisi bugün bizim anladığımız anlamda fiziksel aygıtlardan ibaret değildir; onlar zamanı ve mekânı bir kumaş gibi dokuyan “Odaklanmış Zaman Tüpleri” ve “Solucan Delikleri” de inşa etmişlerdir.
Bu kadim ırk, galaksideki her bir güneş sistemini birer deney istasyonu gibi kurgulamış ve arkalarında milyarlarca yıl sonra bile çalışan “zaman mühürleri” bırakmışlardır. Andromedalılar, Paa Tal’ın aslında bu evreni “bitirmek” için değil, onu “kendi kendine evrimleşen bir bilinç kütüphanesine” dönüştürmek için tasarladığını söylerler. Bugün arkeolojik olarak açıklanamayan birçok “yasaklı obje” ve antik kalıntı, aslında Paa Tal’ın bu evreni bir tekamül sahnesi olarak inşa ettiğinden geriye kalan kozmik izlerdir. Onların gidişiyle birlikte galaksi, bu muazzam mirası kimin yöneteceğine dair devasa bir güç mücadelesinin içine düşmüştür.

Biyolojik Kutuplaşma: Hidrojen vs. Oksijen Yaşam Formları
Galaktik tarih, sanıldığı gibi sadece ideolojik bir savaş alanı değil, çok daha temel bir biyolojik ayrışmanın üzerine inşa edilmiştir. Evrende iki ana metabolik tür bulunmaktadır: Oksijen ve Hidrojen soluyanlar. İnsansılar (Humanoids) genellikle oksijen bazlı bir biyolojiye sahipken, Reptilianlar (Sürüngenimsi) ve bazı Gri (Greys) grupları hidrojen bazlı ekosistemlerde evrimleşmişlerdir. Bu iki grup arasındaki temel ayrım, sadece biyolojik değil; bu, hangi ırkın hangi gezegende hüküm süreceğine dair milyonlarca yıldır süren bir “Hakimiyet Savaşı”nın nedenidir.
Kurucular (Paa Tal), galaksideki birçok sistemi başlangıçta oksijen bazlı yaşam için tasarlamış olsalar da, hidrojen bazlı ırklar (özellikle Draconianlar), kendi yaşam alanlarını genişletmek için birçok gezegenin atmosferini manipüle ederek onları kendileri için yaşanabilir hale getirmişlerdir. Alex Collier, dünyadaki okyanusların tuzlanmasının bile aslında oksijen soluyan ırkların hareket kabiliyetini kısıtlamak ve gezegeni hidrojen bazlı ırkların (Nibiru gibi) kimyasına uydurmak için yapılan bir sabotaj olduğunu belirtir. Galaktik siyasetin en karanlık odalarında, bugün hala hangi biyolojinin hangi sisteme hakim olacağı üzerine devasa stratejiler yürütülmektedir. Bizim biyolojimiz, bu iki zıt kampın arasında kalmış en stratejik “genetik kale” konumundadır.
Lyra (Lira) Sistemi: İnsan Soyunun Beşiği ve Altın Çağı
İnsan ırkının gerçek biyolojik ve ruhsal vatanı Dünya değil, Lyra Takımyıldızı’ndaki sistemlerdir. Milyonlarca yıl önce Lyra sistemindeki gezegenlerde (özellikle Vega ve Lyra’nın ana gezegenleri), bugün “insan” olarak tanımladığımız formun ilk ve en mükemmel örnekleri somutlaşmıştır. Lyralılar; uzun boylu, kehribar, mavi ve kırmızı ten renklerine sahip, tam pontansiyelle çalışan bir beyne ve 12 sarmallı DNA yapısına sahip varlıklardı. Onlar, evrenin “Bodhisattvaları” yani aydınlanmış rehberleriydiler. Lyra medeniyetinde teknoloji ve maneviyat arasında hiçbir ayrım yoktu; mimari kristal enerjiyle, tarım ise düşünce frekansıyla yürütülüyordu.
Bu süreç, insanlığın galaktik tarihteki “Altın Çağı”ydı. Lyralılar, evrenin her bir parçasıyla empatik bir bağ kurabiliyor, düşünce hızıyla yıldızlar arası seyahat edebiliyorlardı. Onlar, Kaynak’ın fiziksel dünyadaki en parlak yansımaları olarak tasarlanmışlardı. Her bir Lyralı, aynı zamanda birer “Genetik Bahçıvan”dı ve galaksinin diğer bölgelerine yaşam tohumları ekmekle görevliydi. Ancak bu barışçıl yayılma, galaksinin diğer ucunda yükselen karanlık bir gücün radarına takılacaktı.
Ciakar (Alpha Draconis): Reptilian Irkının Kökeni ve Genetik Kibri
Lyra’daki bu ışık medeniyeti gelişirken, galaksinin bir başka köşesinde, Alpha Draconis sisteminde tarihin en saldırgan gücü şekilleniyordu: Ciakar (Reptilian) ırkı. Andromedalıların kayıtlarına göre Ciakarlar, bu galaksiye “başka bir evrenden” veya “başka bir zaman hattından” bırakılmış, tamamen yabancı bir ırktır. Boyları 7 metreye ulaşan, üçlü omurga sistemine sahip ve devasa kanatları olan bu varlıklar, inanılmaz derecede gelişmiş bir teknolojiye ve askeri hiyerarşiye sahiptirler.
Ciakarların en tehlikeli özelliği, kendilerini evrenin “tek gerçek yaratıcıları” olarak görmeleridir. Onlara göre, insansı ırklar (Lyralılar) sadece birer genetik hata veya kendi krallıklarına hizmet etmesi için tasarlanmış basit işçilerdir. Bu genetik kibir, Ciakarların tüm galaksiyi bir mülkiyet olarak görmesine ve kendilerine boyun eğmeyen her ırkı yok etme arzusuna neden olmuştur. Reptilian imparatorluğu, korku ve mutlak itaat üzerine kurulu bir hiyerarşiyle binlerce yıldız sistemini sömürgeleştirmiştir. Onlar için diplomasi yoktur; sadece fetih ve tam teslimiyet vardır.

Büyük Galaktik Savaş: Lyra’nın Yıkımı ve İlk Travma
Tarihin gördüğü en trajik ve en büyük kırılma noktası, Ciakar filosunun Lyra sistemine yaptığı o meşhur ani saldırıdır. Reptilianlar, kendi egemenliklerini sarsabilecek tek güç olan o yüksek bilinçli Lyra insanlarını tamamen ortadan kaldırmak amacıyla, Lyra’nın ana gezegenlerini ağır plazma silahlarıyla bombaladılar. Milyarlarca insan bu saldırılarda hayatını kaybetti. Lyra Savaşları, sadece bir toprak kavgası değil, “Işık” ve “Karanlık” arasındaki ilk büyük karşılaşmaydı.
Bu saldırı sonucunda sağ kalan Lyralılar, galaksinin dört bir yanına kaçarak bir “Galaktik Diaspora” (sürgün) oluşturdular. Sirius, Orion, Pleiades ve Andromeda sistemlerine sığınan bu mülteci grupları, kendi kültürlerini ve genetiklerini bu yeni sistemlere aşıladılar. Bizim bugün hissettiğimiz o derin “kopuş” ve “güvensizlik” hissi, milyonlarca yıl önce Lyra’nın alevler içinde kalışının kolektif bilinçaltımızdaki travmatik yansımasıdır. Bu yıkım, galaktik tarihin en büyük “hafıza kaybına” ve insan soyunun parçalanmasına neden olmuştur.
Dünya Üzerindeki 22 Irk: Kozmik Kütüphane Olarak İnsan Tasarımı
Lyra’dan kaçan ırklar farklı sistemlerde evrimleşirken, bir grup galaktik konsey, insan soyunun potansiyelini korumak ve tüm galaktik mirası tek bir biyolojik formda toplamak için devasa bir proje başlattı. Bu proje için seçilen en ideal yer, galaksinin kıyısındaki ücra ama biyolojik olarak zengin olan Dünya (Terra) gezegeniydi. Tam 22 farklı galaktik medeniyet, kendi en iyi genetik kodlarını ve ruhsal miraslarını bu projeye bağışladılar. Her bir ırk, insan DNA’sına kendi sisteminin en yüksek yetisini kodladı:
- Lyra (Lira): İnsanlığın temel biyolojik şablonunun kaynağıdır. Cesaret, keşif arzusu ve fiziksel dayanıklılık onlardan gelir.
- Sirius A: Teknolojik zekâ ve okyanus bilinci. İnsan zihnindeki karmaşık sistemleri çözme yetisinin mimarıdırlar.
- Sirius B: Metafizik bilgiler, evrensel yasalar ve adalet duygusu. Ruhsal disiplinin temelini atmışlardır.
- Pleiades (Süreyya): Duygusal zekâ, empati, estetik algı ve müzikal yetenekler. İnsan ruhunun sanatçı ve şefkatli tarafı onlara aittir.
- Andromeda: Şifacılık, diplomatik denge ve tarafsızlık. Kaos anında sükuneti koruma yeteneği onlardan gelir.
- Orion (Pozitif Gruplar): Zihinsel disiplin, güç yönetimi ve stratejik düşünme. İçsel otoritenin ve kararlılığın mimarlarıdırlar.
- Arcturus: Ruhsal rehberlik, yüksek boyutlu koruma frekansları ve “Hizmet” bilinci. Bilincin yükseliş kodlarını sağlarlar.
- Vega: Ses teknolojisi, mantraların gücü ve frekanslarla maddeyi değiştirme potansiyeli.
- Cassiopeia: Zaman algısı, kozmik navigasyon ve büyük resmi görme yeteneği.
- Procyon: Hızlı öğrenme, adaptasyon ve telepatik iletişim kanalları.
- Alpha Centauri: Bilimsel merak ve evrenin fiziksel işleyişini anlama tutkusu.
- Aldebaran: Biyolojik dayanıklılık ve fiziksel formun zorlu doğa koşullarına adaptasyonu.
- Antares: Duygusal yoğunluğun yaratıcı güce dönüştürülmesi ve tutku frekansı.
- Tau Ceti: Sosyal yapılar, topluluk bilinci ve kolektif yaşamın uyumu.
- Deneb: Işık teknolojileri ve hücrelerin foton (ışık) emme kapasitesini optimize eden gruptur.
- Zeta Reticuli (Pozitif Gruplar): Analitik zekâ ve DNA’nın kendi kendini onarma mekanizmaları.
- Spica: Bitkiler dünyasıyla olan simbiyotik bağ ve doğa bilinci.
- Betelgeuse: Ruhsal savaşçılık, dürüstlük ve onur kodları.
- Pollux: İkiliklerin (Dualite) birleştirilmesi ve zıtlıklar arasındaki dengeyi bulma yeteneği.
- Rigel: Zihinsel dayanıklılık ve odaklanma gücünün genetik mimarlarıdırlar.
- Fomalhaut: Geleceği vizyonlama ve olasılıkları okuma yeteneği (Sezgi).
- Regulus: Liderlik vasıfları, cesaret ve toplumsal düzenin kurulması üzerine son genetik mühürleri vurmuşlardır.
Bizler, bu 22 ırkın yaşayan birer kütüphanesiyiz. DNA’mızda kilitli tutulan bu 22 anahtar, aslında tüm galaksideki uyuşmazlıkları çözebilecek tek frekanstır. Negatif hiyerarşinin (Ciakar ve müttefikleri) bizi köleleştirmek için bu kadar ısrar etmesinin sebebi, bizim içimizde taşıdığımız bu devasa genetik değerin, onların tüm imparatorluklarını bir anda çökertebilecek bir “Işık Bombası” potansiyeli taşımasıdır. Bizim uyanışımız, sadece Dünya’nın değil, tüm galaksinin kurtuluşu demektir.
Mirasımıza Sahip Çıkma Zamanı
Andromedalıların mesajı nettir: Sizler kurban değilsiniz. Sizler, galaksinin en zengin genetik mirasına sahip olan, Paa Tal’ın rüyasını gerçekleştirmek üzere tasarlanmış üstat varlıklarsınız. Lyra’nın küllerinden doğan bu muazzam çeşitlilik, artık uyanma ve kendi egemenliğini ilan etme vaktindedir. Galaktik soy ağacımızı bilmek, sadece bir tarih dersi değildir; bu, DNA’mızdaki o mühürlenmiş 22 kapıyı açacak olan frekans anahtarıdır. Bizler Lyra’nın onurunu taşıyan, 22 ırkın ortak hayali olan “Dünya İnsanlarıyız.” Artık korkuyu bir kenara bırakıp, bu muazzam mirasa sahip çıkmanın ve galaktik ailedeki yerimizi almanın zamanı gelmiştir.








