ANAKH – Yıldız Geçitlerinin Kadim Halkı
BOOTES TAKIMYILDIZI
ARCTURUS YILDIZI
OHORA (ARAKH-NARA) SİSTEMİ
TARASHIM GEZEGENİ
Ohora Sistemi, galaksi tarihindeki ilk Anakh karakoludur. Yaklaşık 700.000 yıl önce, kökeni paralel bir evrene dayanan Anu, Anakh İmparatorluğu olarak bilinen güçlü bir imparatorluğun mirasçılarından biri olarak, büyük bir takipçi topluluğuyla birlikte Arcturus yıldızının içinde bulunan geçit aracılığıyla bu evrene geldi. Bu yıldıza Arakh-Nara adını verdiler. Arakh “geçit”, Nara ise “yıldız ışığı” anlamına geliyordu. Ancak Arcturus, daha sonraki dönemlerde Ohorai halkının yurdu olan Ohora adıyla anılacaktı.
Arcturus, Antares veya Sirius A gibi yüksek plazma yoğunluğuna sahip yıldızların çekirdeklerinde bir tekilliğin bulunması olağandışı değildir. Bu doğal “yıldız geçitlerine” Arakh adı verilir. Bununla birlikte Anakhlar, yapay “sıçrama geçitleri” açma yeteneğine de sahiptir. Bunlara Ba’ab adı verilir. Ba’ab geçitleri evrenler arasında sıçrama sağlamaz; aynı boyut içerisindeki farklı noktalara ulaşmayı sağlayan sıçrama noktaları olarak işlev görür. Doğal Arakhlar ise boyutlar arası geçişin kararlı noktalarıdır.
Anu, kendi imparatorluğunun merkezini burada, annesi ve Anakh İmparatorluğu’nun Yüce İmparatoriçesi Aakim Lu Ra’nın yönettiği yedi galaksiden biri olan Nataru’da kurdu. Anakhların kültürel rütbeleri ve gelenekleri doğrultusunda Anu, Nataru’nun “Ra” unvanını aldı. Bu unvan “yüce hükümdar” anlamına geliyordu. Daha sonra Güneş Sistemi’ne hükmeden ve merkezlerini Satürn’e kuran Enlil ile Marduk da bu unvanı kullanacaktı.
Başlangıca dönecek olursak, Anu ve beraberindekiler Arcturus sistemine ilk ulaştıklarında Tarashim adını verdikleri bir gezegene yerleştiler. O dönemde bu yıldız sistemindeki gezegenlerin hiçbirinde henüz gelişmiş bir uygarlık ortaya çıkmamıştı. Dünyaların yalnızca bazılarında yaşamın ilk gelişim aşamaları başlamıştı.

Anakhlar tek ve özgün bir türü temsil etmez; birçok farklı türün bir araya geldiği geniş bir yapıdır. Aslında Anakhlar bir tür değil, bir kültürdür. Anu’yu Bootes’e kadar takip eden topluluk içerisinde sürüngen, insan ve gri kökenli genetik yapılar bulunuyordu. Ancak Anu’nun kendisi; memeli özellikleri taşıyan, uzun başlı ve bireyselleşmiş bilince sahip, insan ve gri özelliklerinin belirli bir birleşimini temsil eden büyük bir insansı türe mensuptur.
Anu daha sonra imparatorluğunun merkezini Sirius B yıldız sistemine taşıdığında, bu topluluk “Anunnaki” adını alacaktır. Yeni imparatorluğunun merkezini Arakh-Nara sisteminde kurduktan sonra Anu, kendi türünden insan bir Anakh prensesi olan Nammu ile evlendi. Nammu daha sonra, stratejik nedenlerle Arakh-Nara’dan Ashkera’ya, yani Sirius sistemine taşınmalarının ardından Ea’yı yani Enki’yi dünyaya getirecekti.
Anakhlar arasında çok geniş çeşitlilik gösteren sürüngen kökenli türler de bulunur. Bazı Anakh sürüngen ırkları yumurtlayarak çoğalırken, bazıları memeli özellikleri taşır. Daha çok Enlil adıyla bilinen Yuh ise Ea’dan sonra, babası Anu ile Orion bölgesindeki sürüngen bir kraliçe arasında yapılan diplomatik bir anlaşmanın sonucunda dünyaya gelecekti. Bu anlaşmanın karşılığında Anu’ya galaksinin çok geniş bir bölgesinde büyük miktarda toprak verildi.
Anu’nun Arakh-Nara’daki imparatorluğunun en güçlü döneminde, Bootes’tan Taurus takımyıldızındaki Aldebaran sistemine bir koloni gönderildi. Bu özel koloninin öyküsünü ilerleyen bölümlerde daha ayrıntılı ele alacağız; çünkü bu topluluk, Güneş Sistemi’nde yaşanan yakın dönem olaylarında önemli bir rol oynayacaktı.
İnsan Anakhlar arasında, bu türe ait en yüksek kastın plazmadan oluşan kanatlar geliştirebildiği görülür. Aynı yetenek sürüngen Anakh ırklarının bazılarında da bulunur. Bununla birlikte bütün Anakh ırklarında ortak görülen bir başka özellik, uzun kafatasıdır. Kafatasının biçimi ırktan ırka değişebilse de başın arka bölümüne doğru belirgin biçimde uzamış olması sistematik bir özelliktir. Türler arasındaki bu dikkat çekici ortak özellik, Anakh evreninde belirli bir biyolojik normun varlığına işaret ediyor olabilir. Bazı ırkların ellerinde altı parmak bulunurken, bazılarında yalnızca beş parmak vardır.
Anakhlar ölümsüzlüğün sırlarını çözmüştür. Üst kastlara mensup olanlar, ruhlarını bir klondan diğerine sonsuza dek aktarabilecekleri bir yönteme sahiptir. Bunun yanı sıra, tek atomlu altın kullanımı ve karmaşık bir simyasal süreç aracılığıyla bir Avatar’ın yaşam süresini de olağanüstü ölçüde uzatabilirler
Kaynak: ✍️
Encyclopedia Galactica: Volume I — Elena Danaan







