Yükselişin Gerçek Anlamı
Yükseliş, en temel anlamıyla, bilincin, ruhsal farkındalık basamaklarından yukarı doğru çıkması olarak düşünülebilir. Bu, zihnin algı sınırlarının genişlemesi ve Yaratıcı ile BİR olduğumuzu açıkça kavramaktır. Evren ile birliğin, varoluşun bütünüyle aynı özden geldiğini fark etmenin hâlidir.
Yükselişi arayan herkes, “yükselmenin”; düşük titreşimde olan bir şeyi daha yüksek bir titreşime taşımak anlamına geldiğini bilir. Bu nedenle birçok ruhsal öğreti, insanın egosal benliğinin, yani alt benliğinin çözülmesini ve varlığının gerçek doğasının, Yüksek Benliğinin farkına varmasını amaçlar.
Yükseliş, kelimenin gerçek anlamıyla bedenimizin yerden yükselerek gökyüzüne çıkması ve cennete ulaşması değildir. Bunu anlatmanın daha doğru yolu, cenneti yeryüzüne indirmek fikridir. Yani düşük titreşimli ego benliğimizi yükseltmek ve fiziksel olmayan varlığımızı daha yüksek bir titreşim düzeyine taşımak.
Metafizik açıdan bakıldığında yükseliş; farkındalığımızı değiştirmek, niyet ve düşünce aracılığıyla başka gerçekliklere ve varoluş katmanlarına geçmektir.
Bu, bir bakıma radyoda istasyon değiştirmeye benzer. Belirli bir frekansa ayarlandığınızda, o frekansla titreşimsel bir uyum içine girersiniz ve artık o alanla aynı titreşimde var olursunuz.
Bu Nasıl Mümkün Olabilir?
En temel düzeyde maddi dünyamız, atomlardan oluşan moleküllerden meydana gelir; atomların yapısında ise proton ve elektronlar gibi atom altı parçacıklar bulunur. Bu parçacıkların büyük ölçüde boşluktan oluştuğu bilinmektedir.
Ellerinizi birbirine dokundurduğunuzda aslında boşluk, başka bir boşluğa temas eder; arada yalnızca son derece küçük bir enerjisel hareket vardır. Böylece maddenin temelini oluşturan yapıların, günlük algımızdaki anlamıyla katı ve değişmez bir fiziksel yapı taşımadığı görülür.
En küçük ölçeğe indiğimizde, fiziksel gerçeklik olarak kabul ettiğimiz şeyin aslında sandığımız kadar kesin ve katı olmadığı anlaşılır. Bu da bizi şu anlayışa yaklaştırır: Biz, yalnızca maddeden ibaret değiliz; bilinciz ve evren, sayısız titreşim ve enerji ağından oluşan canlı bir bütündür.
Düşüncelerimiz, içinden akıp geçtiğimiz kendi gerçekliğimizi oluşturur; yaşadığımız sonuçları ve koşulları düşüncelerimiz aracılığıyla biçimlendiririz. Çünkü sahip olduğumuz her düşüncenin kendine özgü bir titreşimi vardır.
Evren, birbirinden bağımsız nesnelerden değil; birbirine bağlı titreşimsel enerji ağlarından oluşur.
Bu farkındalık, bizi kendisinin bilincinde olan bir evrene adım atmaya götürür. Bu bilinç genişledikçe, gerçekliğin daha yüksek titreşim düzeylerinde var olabilen enerjetik varlıkların da bulunduğunu anlamaya başlarız.
Gerçekliğin Ötesinde
Bu farklı gerçeklik katmanlarında, başka yaşam biçimleriyle karşılaşabilir ve onları deneyimleyebilirsin. Bunlar melekî varlıkları, dünya dışı olarak tanımlanan oluşumları ve fiziksel olmayan diğer varlıkları içerebilir.
Bu varlıklar, benliğin özgürleşmesine doğru ilerlemen için sana rehberlik edebilir; kalıcı bir aydınlanmaya ulaşman, kendini aşman ve egonun çözülmesi için geçmen gereken adımları gösterebilir.
Pek çok insan, böylesi bir varoluşun içinde bulunduğumuz fiziksel bedenle mümkün olamayacağına inanır. Fiziksel olanla fiziksel olmayanın, insanla ilahi olanın birbirine bağlanmasının gerçekliğin sınırlarının çok ötesinde olduğunu düşünür.
Oysa evreni, üst üste var olan sayısız enerji ve titreşim katmanından oluşan çok boyutlu bir bütün olarak düşündüğümüzde, yalnız olmadığımızı görmek artık o kadar da zor değildir.
Aslında hiçbir zaman yalnız değiliz.
Bazı varlıklar bizimle aynı gerçeklik alanında bulunur; yalnızca fiziksel gözlerimizin algılayabildiği görünür tayfın hemen ötesinde varlıklarını sürdürürler.
Titreşimimizi yükselttiğimizde bilincimizi genişletiriz. Böylece insanın içinde bedenlenmiş olduğun kozmik bilince doğru ilerler ve kendi varlığımızın ötesinde, aynı anda üst üste var olan sayısız dünyanın ve gerçeklik katmanının bulunduğunu anlamaya başlarız.
Artık cenneti yeryüzüne getirme ve insanlığın özgürleşmesine doğru ilerleme zamanıdır.
Düşüncelerimizin gerçekliğimizi özgürce şekillendirdiği, varoluşumuzun yaratıcı gücünü yeniden hatırladığımız bir yaşam…
Çünkü belki de en başından beri, yaratmamız gereken gerçekliğin dışında hiçbir şey yoktu.
Biz, yaratıcı olmak üzere var olduk.
Kaynak: ✍️
thefreespiritjournal.com







