Evrenin Yaratılışı ve Ruhların Doğuşu
Valeria Koltsova’nın rüya vizyonları, bize sadece sembolik birer ruhsal bir içgörü değil, evrenin işleyiş mekaniğine dair son derece hassas “teknik bir şema” sunuyor. Bu aktarımlar, insan ruhunu “masum ama sorumsuz bir kozmik çocukluk” hâlinden çıkarıp, kendi varoluşunun sonuçlarını üstlenebilen bir kozmik yetişkinliğe çağırır.
İçindekiler
- Mutlak’tan Ayrılış: Evrenlerin Doğum Anı
- Kozmik Olgunluk: Spiralden Küresele Geçiş
- Döngüler ve Nefes: Manvantara, Brahma Gecesi ve Enerjinin Korunumu
- Ruhun Doğuşu: Mutlak’ın Tohumları
- Enkarnasyon Mekaniği: Donanım, Bilinç ve Reenkarnasyon
- Sistemler Arası Geçiş: Dünya Matrisi ve Yıldız Kökenli Ruhlar
- Düşüşün Mekaniği: Anti-Dünyaların Ortaya Çıkışı
- Sıfırlanma ve İkinci Ölüm: Kozmik Arınma
- İndigolar, Tuzaklar ve Gerçek Uyanış
- Sonuç: Kozmik Çocukluktan Yetişkinliğe
Mutlak’tan Ayrılış: Evrenlerin Doğum Anı
Valeria Koltsova’nın aktarımlarına göre evren, boşlukta kendiliğinden oluşmuş bir yapı değil; Mutlak bilinçten ayrılan, bilinç taşıyan bir varlıktır. Her evren, Mutlak’tan kopan bir öz kıvılcımının genişleyerek deneyim alanı oluşturmasıyla doğar. Bu doğum, mutlak birlikten göreli ayrılığa geçiştir ve evrenin temel kaderini belirler: Deneyimlemek, olgunlaşmak ve yeniden yaratmak.
Yeni doğan evrenler ilk aşamada spiral bir yapı sergiler. Spiral form, evrenin henüz kararsız, arayış hâlinde ve deneysel olduğunu gösterir. Enerji dışa doğru taşar, farklı olasılıklar sınanır ve ayrışmalar bu evrede kaçınılmazdır. İyilik–kötülük, birlik–ayrılık gibi kavramlar bu erken gelişim döneminin doğal yan ürünleridir.

Kozmik Olgunluk: Spiralden Küresele Geçiş
Bir evrenin nihai hedefi, kendi içindeki bilinçlerden en az birinin Mutlak farkındalığa ulaşmasıdır. Bu gerçekleştiğinde evren, spiral yapıdan küresel bir forma geçer. Küresel evrenler artık deneyimleyen çocuklar değil, deneyim üreten “kozmik ebeveynler”dir.
Bu aşamaya ulaşan evrenler, kendi içlerinden yeni spiral evrenler doğurabilir. Valeria’nın ifadesiyle bunlar “Baba Evrenler”dir. Bizim evrenimiz ise hâlâ bu olgunluk eşiğinin oldukça gerisindedir. Baba evrenden ayrılışımızdan bu yana yalnızca 33 Manvantara geçmiştir; bu da evrenimizin kozmik ölçekte henüz çocukluk çağında olduğunu gösterir.
Döngüler ve Nefes: Manvantara, Brahma Gecesi ve Enerjinin Korunumu
Evren doğrusal değil, döngüsel olarak nefes alır. Her Manvantara sonunda evren enerjisini geri çeker; bu dönem Brahma’nın Gecesi olarak adlandırılır. Ardından gelen Brahma’nın Sabahı’nda ise yeni bir yaratım ve deneyim süreci başlar.
Bu döngüler sırasında yeni ruhlar yoktan var edilmez. Enerjinin korunumu yasası gereği, ya Mutlak’ın özünden yeni ruh tanecikleri ayrılır ya da önceki döngülerde kişiliğini yitirerek sıfırlanmış ruh özleri, en ilkel hâllerinden başlayarak tekrar evrim sürecine girer.
Ruhun Doğuşu: Mutlak’ın Tohumları
Ruh, gezegenlerin ya da yıldızların ürettiği bir yan ürün değildir. Hiçbir galaksi ruh yaratamaz. Ruh, doğrudan Mutlak’ın özünden fışkıran saf bir bilinç taneciğidir. Valeria bu özü “Atman” olarak tanımlar.
Başlangıçta ruhun ne kimliği ne de karakteri vardır. O, sadece var olma dürtüsü taşıyan bir bilinç kıvılcımıdır. Deneyim kazanabilmek için farklı boyutlarda var olmasını sağlayan katmanlar oluşturur. Astral, zihinsel, eterik ve fiziksel bedenler; ruhun farklı frekanslarda deneyim yaşamasını sağlayan bilinç giysileridir. Bizim “ben” dediğimiz şey, bu giysilerin toplam hafızasından ibarettir.

Enkarnasyon Mekaniği: Donanım, Bilinç ve Reenkarnasyon
Fiziksel beden ve beyin, ruhun kendisini ifade edebildiği son derece sınırlı bir donanımdır. Ruhun taşıdığı devasa bilinç arşivine bu donanım üzerinden tam erişim sağlanamaz. Bilinçaltı, sezgi ve süper-bilinç olarak adlandırılan alanlar, bu sınırlamanın doğal sonucudur.
Reenkarnasyon ise ruhun eskiyen donanımı bırakıp, karmasal kayıtlarına uygun yeni bir beden edinme sürecidir. Ruh özünde süreklidir; değişen sadece kullandığı araçlardır.
Sistemler Arası Geçiş: Dünya Matrisi ve Yıldız Kökenli Ruhlar
Bir ruhun başka bir yıldız sisteminde enkarnasyon alabilmesi, frekans uyumu gerektirir. Dünya’ya gelecek bir ruh, önce Güneş Sistemi’nin, ardından Dünya Ana’nın bilinç matrisiyle uyumlanmak zorundadır. Bu matris, ruhun Dünya’nın fizik yasaları içinde deneyim yaşayabilmesini sağlayan kozmik bir adaptasyon kodudur.
Ancak bazı ruhlar önceki enkarnasyonlarından Sirius, Orion veya Pleiades gibi sistemlerin bilinç izlerini taşır. Bu kayıtlar silinmez. Bu nedenle birçok İndigo veya Yıldız Tohumu, Dünya’da kendini yabancı hisseder. Yine de bu yabancılık bir kaçış gerekçesi değil, bir görev bilincidir: Getirilen yüksek bilinci Dünya matrisiyle bütünleştirmek.
Düşüşün Mekaniği: Anti-Dünyaların Ortaya Çıkışı
Valeria’nın anlatımında kötülük, metafizik bir sır değil; titreşimsel bir çöküştür. Bir gezegen ya da galaksi bilinci, evrensel sevgi akışını kesip “her şey bana hizmet etmeli” noktasına geldiğinde enerji içe doğru çöker. Bu çöküş, gerçek dünyanın arkasında karanlık bir astar oluşturur: Anti-Dünya.
Anti-Dünyalar üretmez; tüketir. Oradaki bilinçler, kendi iç ışıklarını kaybettikleri için varlıklarını sürdürebilmek adına diğer dünyalardan enerji çalmak zorundadır. Yıkım onlar için bir beslenme biçimine dönüşür.
Sıfırlanma ve İkinci Ölüm: Kozmik Arınma
Brahma’nın Gecesi geldiğinde evren kendini arındırır. Gururundan vazgeçmeyen, kişilik katmanlarını tamamen kirleten ruhlar bu süreçte kimliklerini kaybeder. Ruh özü yok olmaz; ancak hafıza silinir. Bu durum “ruhun ikinci ölümü” olarak tanımlanır. Bir sonraki döngüde ruh, bilinçsiz bir zerre gibi en baştan evrim sürecine girer.
İndigolar, Tuzaklar ve Gerçek Uyanış
Valeria, özellikle İndigo ve Kristal çocuklar konusunda uyarıcıdır. Bu ruhlar çoğu zaman başka sistemlerden gelen gönüllüler ya da mültecilerdir. Dünya’nın yoğunluğu onları hızla yaralar ve bu yara, sahte spiritüel öğretilere sığınma eğilimini doğurur.
“Zaten yükseldiniz”, “sorumluluk yok”, “her şey affedildi” gibi mesajlar ruhu uyuşturur. Oysa gerçek uyanış, kaçış değil; sorumluluk almaktır. Ruh kendini geliştirdikçe yalnızca kendisini değil, Mutlak’ın evrendeki ifadesini de mükemmelleştirir.
Sonuç: Kozmik Çocukluktan Yetişkinliğe
Valeria Koltsova’nın aktardıkları, insanı kurban rolünden çıkarır. Bizi tesadüfen var olmuş varlıklar değil, evrensel sürecin aktif ortakları olarak konumlandırır. Tanrı, dışarıda bizi yargılayan bir figür değil; içimizde, bizimle birlikte gelişen bir potansiyeldir.
Asıl soru artık şudur:
Deneyimleyen bir kozmik çocuk olarak mı kalacağız, yoksa sorumluluk alan bir kozmik yetişkinliğe mi adım atacağız?
Not:✍️
“Bu metin, Valeria Koltsova’nın rüya kayıtlarından ilham alınarak sevgiboyutu.com ruhuna uygun şekilde yeniden düzenlenmiştir.”
shambavedi.blogspot









