Ay’da Köle İşgücü ve Alman Karanlık Filosu
Giriş – Gizli Tarih
Son yıllarda insanlığın evrenle ilişkisini yeniden tanımlayan birçok iddia ortaya çıktı. Bu iddiaların en çarpıcı olanlarından biri, dünyamızın sınırlarının ötesinde faaliyet gösteren gizli uzay programları — kısaca “Secret Space Programs” olarak bilinen yapılanmalardır. Bu programlar, yalnızca ileri düzey teknolojik gelişmeleri değil, aynı zamanda insan bilincinin, zamanın ve varoluşun doğasına ilişkin köklü sırları da içermektedir.
İçindekiler
Araştırmacı Dr. Michael Salla, uzun yıllardır “Exopolitics” (dünya dışı siyaset) alanında yaptığı çalışmalarıyla bu tür programlara dair tanıklıkları belgeleyen önde gelen isimlerden biridir. Onun “Dark Fleet Exodus from Ceres & Mars” başlıklı röportajı, bu alandaki en dikkat çekici tanıklıklardan birini gün yüzüne çıkarmaktadır.
Röportajda konuşan eski deniz piyadesi, ABD Donanması’nda görev yaparken gizli bir programa “rekrut” (askere alınma) sürecine dahil edildiğini, sonrasında zaman yolculuğu, gençleştirme, bilinç transferi ve farklı boyutlarda faaliyet gösteren filolarla tanıştığını anlatmaktadır. Anlatının merkezinde “Dark Fleet” — yani Karanlık Filo — olarak adlandırılan, kökenleri Nazi Almanyası’na uzandığı öne sürülen bir güç odağı yer almaktadır. Bu filo, yalnızca teknolojik değil, aynı zamanda biyolojik ve ruhsal düzeyde de farklı bir tür medeniyet anlayışını temsil eder.
Bu röportajda dile getirilen unsurlar — “age regression” (yaş geriletme), “density shift” (yoğunluk değişimi), reptilian ırkı, Mars ve Ay üsleri, köle işgücü sistemleri — modern bilimin ötesinde, insanın varoluşuna dair kadim sorularla da kesişmektedir.
Belki de bu anlatının en çarpıcı yönü, “gerçek” ile “sembolik gerçeklik” arasındaki çizginin silikleştiği noktada ortaya çıkmasıdır. Bir yandan bir askerin travmatik deneyimlerinin dışavurumu gibi okunabilir; öte yandan insanlığın bastırılmış kolektif hafızasına dair kozmik bir yankı da olabilir.
Bu metin, Michael Salla’nın kayıt altına aldığı tanıklığı temel alarak, anlatılan olayları kronolojik ve analitik biçimde yeniden yapılandırmayı amaçlamaktadır. Amacımız, bu karmaşık hikâyeyi yalnızca sansasyonel bir anlatı olarak değil, aynı zamanda bilincin sınırlarını zorlayan bir insan deneyimi olarak ele almaktır.

Seçim ve Zaman Döngüsü Paradoksu
Anlatı, 2000’lerin başında İngiltere’de bir Amerikan Donanması üssünde başlar. Tanık, sıradan bir askerken, yeraltındaki bir tesisin inşasında görevli olarak bulunuyordu. Ancak bu üssün sıradan bir askeri yapı olmadığı, kısa sürede kendisine anlatılanlarla açığa çıkar.
Bir gün, üste görevli bir astsubay, onunla özel bir konuşma yapar. Sohbet, sıradan bir sorgulama gibi başlasa da giderek olağanüstü bir hal alır. Astsubay, onun IQ’sunun 195 olduğunu söyler — ve bu bilgi, tanığın bile daha önce farkında olmadığı bir gerçek gibidir. Aynı zamanda “bilimsel uygunluk” testlerinde gösterdiği yüksek skorlar, onu “özel bir programa” dahil etmek için yeterliydi.
Bu kişi, uzaydan “yukarıda” yaşayan Almanlardan bahseder. “Uzay” kelimesini kullanmaz; yalnızca “yukarıda” der. “Orada yaşayanlar var,” diye anlatır. “Onlar bizden uzun zamandır burada. Bir savaş yaptık; biz kazandık, ama şartlı bir anlaşmayla yeraltına çekildiler. Şimdi dinimize, hükümetimize, eğitim sistemimize sızıyorlar.”
Bu sözler, sıradan bir askerin zihninde derin bir iz bırakır. Tanık, bir yandan fiziksel bir üsse hizmet ederken, diğer yandan bilinç düzeyinde bambaşka bir gerçekliğe adım atar.
Kısa süre sonra üsse gelen “İcra Subayı” (Executive Officer – XO), onunla doğrudan görüşür. Normalde yüksek rütbeli bir subayın, alt rütbeli bir askeri kendi ayağına çağırması beklenirken, XO bizzat gelir. Küçük konuşmaların ardından doğrudan konuya girer:
“Nasıl hissettiriyor? 195 IQ’ya sahip olmak nasıl bir duygu?”
XO, ardından Project Solar Warden’dan bahseder. İngiltere’de o dönem gündemde olan bilgisayar korsanı Gary McKinnon’ın, NASA ve ABD Donanması sistemlerine sızarak “gizli uzay filolarına” ait belgeleri ortaya çıkardığını söyler. McKinnon’ın “Solar Warden” adlı bir projeye ait “off-world officers” (dünya dışı görevli subaylar) dosyalarına ulaştığını anlatır. XO, gözlerinin içine bakarak “Hepsi doğru,” der.
Ancak burada “20 and Back” olarak bilinen konsept ilk kez dile getirilir. XO, “Bu programda 20 yıl hizmet ediyorsun. Sonra seni 20 yıl geriye gönderiyoruz, yaşını da 20 yıl geriye alıyoruz, hafızanı siliyoruz ve sabah yatağında uyanıyorsun — hiçbir şey olmamış gibi,” der.
Zamanın, bilincin ve bedenin yeniden şekillendirildiği bir sistem… Tanık buna inanmakta zorlanır. Fakat XO, gördüğü ileri teknoloji ve yaşadığı olayları hatırlatarak sessizce sorar:
“Bunca şeyi gördükten sonra hâlâ yaş geriletmeyi mi sorguluyorsun?”

Bilinç Anlaşmaları
Birkaç gün sonra, “katılım evraklarını” imzalaması istenir. Masanın üzerinde mortgage belgeleri gibi kalın bir yığın vardır; her sayfada imza atılacak yerler önceden işaretlenmiştir.
Ancak belgeleri okumaya çalıştığında, satırlarda alışılmadık ifadeler dikkatini çeker:
“Birinci tarafın bilinci, ikinci tarafa ait olacaktır.”
“Zaman çizgileri arasında tüm hak devri kabul edilir.”
Bunlar sıradan askeri gizlilik sözleşmeleri değildir. Bilincin mülkiyeti, zamanın devri, kimliğin dönüşümü… Bunlar, bir insanın varoluşuna dair metafizik boyutta taahhütlerdir.
Tanık tereddüt eder. “Bunu yapmalı mıyım?” diye sorar.
Astsubay cevap verir:
“Zaten oradasın. Zaman çizgisinde geriye gönderildin bile. Şimdi sadece imzalamalısın.”
Yani bu belgeleri imzaladığı an bile, aslında geçmişteki bir versiyonunun çoktan programın içindedir. Bir “closed time loop” — yani kapalı zaman döngüsü — içinde yaşadığını fark eder.
İmzalar atılır. Kapıdan “Onu içeri gönderin” sesi yükselir. Ardından, büyük camın arkasında devasa bir siluet belirir.

Reptilian Varlıkla Karşılaşma
Gözlerinin önüne gelen varlık yaklaşık 3 metre boyundadır. Başının üzerinden sırtına doğru inen kemiksi çıkıntılar bir tür “moik” oluşturur. Kulak yoktur, burun delikleri düz bir yüzeyde erimiştir. Maviye çalan dar bir üniforma giymektedir.
Tanık istemsizce söylenir:
“Tanrım, bu beni yemeyecek değil mi?”
Reptilian derin bir nefes alır, sıkılmış gibi… Sanki bu tepkiyle defalarca karşılaşmıştır. Görevli asker sakinleştirir:
“Eğer seni yemek isteseydi, şimdiye kadar çoktan yapardı.”
Birlikte yeraltı tünellerine girerler. Duvarlarda bisikletler, golf arabaları, dar geçitler vardır. Ancak refakatçi asker onu sürekli silahın dipçiğiyle iter, taciz eder. Dayanamaz; silahı elinden alır, onu yere serer. O an reptilian gürler:
“Bizi yanlız bırakın.”
Sesi, insan sesinin altına inen bir frekanstadır; göğüs kafesini titreten bir dalga gibi…
Artık yalnızdırlar. Reptilian gözlerini kısmış, kaslarını kasmış halde ona bakar. Tanık korkudan özür diler:
“Siz ondan çok daha medenîsiniz.”
Gözler normale döner. “Beni takip et!” der reptilian ve onu kapalı, çelik kapılı bir odaya götürür.
Yoğunluk Dönüştürücü Oda
Odada kayışlarla dolu metal bir sandalye vardır — yüzeyinde küçük delikler, çevresinde mühürlü bir kapı. Tanık, bunun bir infaz düzeni olduğunu düşünür. Kaçmaya çalışır ama reptilian onu yakalar, sandalyeye bastırır. Direnir, hatta başparmağını varlığın gözüne saplar. Reptilian geri çekilir, acıyla inler, sonra göğsüne bastırarak onu bayıltır.
Kendine geldiğinde tamamen bağlanmıştır. Reptilian yalnızca şunu söyler:
“Bunu sana yapmak zorundayım.”
Kapı kapanır. Ve süreç başlar.
Bir an soğuk, ağırlıksız bir his, sonra bedenin çözülmesi… Bilincin bedenin ötesine geçmesi. Daha yüksek bir “frekansa” geçiş — üçüncü yoğunluktan beşinciye.
Bu işlem, bilinen kadarıyla insanın bilişsel kapasitesini iki katına çıkarır, fiziksel dayanıklılığı artırır. O an zaman ve madde çözülür. Sonra yeniden şekillenir.
Uyandığında, karşısında uzun paltolu, sarı saçlı bir adam vardır — Gestapo tarzı giyinmiştir. Yanında reptilianla “konuşmadan konuşmaktadır”; sözsüz bir telepatik etkileşim.
Sonradan anlayacağı üzere, bu kişi “Dark Fleet” yani Knockwäffen subaylarından biridir. ABD Donanması üniforması giyse de, gerçekte Nazi kökenli, dünya dışı bağlantılı bir organizasyonun üyesidir.

Ay Madenleri ve Karanlık Filo
Tanığın hikâyesi bundan sonra karanlıklaşır. Solar Warden için seçilmişken, reptilian’a saldırdığı için “ceza” olarak Ay’daki madenlere gönderilir.
Bu üslerde, insanlar köle gibi çalışmaktadır. Bazıları, düşük yoğunlukta akıl sağlığını yitirir. Kadınlar, hemşireler ve genetik olarak uygun görülenler farklı görevlerde kullanılır. Çocuklar, zeka testleriyle ayrılır; düşük skor alanlar yok edilir.
Tanık burada üç ay geçirir. Ardından, bir Alman subayı tarafından taranır; yüksek zihinsel skorları nedeniyle madenden alınır ve Dark Fleet’e katılır. Bu filo, Mars’taki kolonilerde, genetik mühendisliği ve biyolojik araştırmalar yürütmektedir. Özellikle “mantis” olarak bilinen böcekimsi türlerle çalışıldığı söylenir.
XO’nun açıklamasına göre, Dünya aslında İkinci Dünya Savaşı’nın “gerçek” galibine hizmet etmektedir:
“Savaş sadece bir cepheydi. Asıl zafer, uzaydaydı. Biz artık onların dünyasında yaşıyoruz.”
Ay’ın Gölgesinde: Bilincin Hafızası
Bu tanıklık, ister bireysel bir bilinç deneyimi, ister bastırılmış kolektif bir hafıza olarak değerlendirilsin, modern insanın sınırlarını zorlayan bir anlatıdır.
Zaman yolculuğu, bilinç transferi, boyutsal geçişler… Bunlar yalnızca fiziksel olgular değil; insanın kim olduğunu sorgulatan metafizik sorulara da işaret eder.
Belki de bu hikâyeler, bastırılmış teknolojilerden çok daha derin bir gerçeğe — bilincin evrenselliğine — dair ipuçları taşır.
Ve kim bilir… Belki de bir yerlerde, Ay’ın gri yüzeyinin ardında, hâlâ bizimle aynı hatıraları taşıyan insanlar vardır.
Kaynak:
www.exopolitics.org










