İnsanların büyük çoğunluğu yaşamlarını gerçeklikten neredeyse tamamen kopuk bir halde sürdürürken, bazılarımız, dünyamızda bir şeylerin yolunda gitmediğini hissettikleri bir tür farkındalık yaşıyorlar. Bu, sadece bir huzursuzluk değil, ruhun derinliklerinden gelen bir hatırlama sinyalidir. Yine de, yıllar ve on yıllar geçtikçe dünyamız, bir zamanlar varsayılan varoluş halimiz olan o kadim “bütünlükten” her geçen gün biraz daha uzaklaşıyor. Modern yaşam adı altında bize sunulan her şey, aslında bu kopuşu hızlandıran birer araç olarak işlev görüyor. Bu nedenle temel ve en önemli hedefimiz, gerçekliğimizle yeniden bağ kurmak olmalıdır; ancak bu bağ sadece fiziksel dünyayla değil, varlığımızın görünmeyen katmanlarıyla kurulacak bir köprüdür.
İçindekiler
Gerçekle Yüzleşmek
Mevcut gerçekliğimizle yüzleşmek için zihnimiz ve düşüncelerimiz üzerindeki egemenliğimizi yeniden ilan etmeliyiz. Sonuca ulaşmak için dışarıdan herhangi bir veriye veya uzman görüşüne ihtiyaç duymayan o içsel bilgeliğimizle bağ kurmalıyız. Bu bağlantı yüzyıllardır süren bir mühendislikle koparılmış ve yerine ” otoriteye bağımlılık” getirilmiştir.
Günlük hayatımızın gerçekliğini tanımlayan niteliklere dürüstçe bir bakalım: Gökyüzünü puslu görüyoruz, her gün kasti bir şekilde manipüle edilen hava olaylarını izliyoruz ama bunun “doğal” olduğu söyleniyor. Çevremiz, biyolojik yapımızı bozacak düzeyde çok katmanlı EMF radyasyonuyla kuşatılmış durumda; ancak bilimsel kurumlar her şeyin güvenli olduğunu iddia ediyor. Hastalıkları tedavi etmek yerine semptomları toksik maddelerle bastıran, bedenin kendi kendini iyileştirme kapasitesini yok eden bir sağlık sistemiyle yaşıyoruz. Kendi derimizle nefes alan kenevir gibi doğal ve dayanıklı lifler yerine, gözeneklerimizden vücuda toksin sızdıran sentetik kumaşlar giymeye mahkum edildik. Karbondioksitin iklim düşmanı olduğu söylenerek bitki yaşamı tehlikeye atılıyor, oysa enerjiyi evrensel rezervuarlardan (sıfır noktası enerjisi) ücretsiz elde etmenin yolları varken bizler pahalı ve kirli teknolojik süreçlere köle ediliyoruz. Bu sistem, kolektif varlığımızı herkesin refahı için değil, hayal edilemez zenginliklere sahip küçük bir grubun çıkarlarına hizmet etmek için tasarlamıştır.

Bazı Temel Soruları Sormalıyız
Bilim ve hükümetler, her yıl hayatı “daha yaşanabilir” kılmak için düzenlemeler yaptıklarını iddia ediyorlar. Ancak çevremizde kansere veya kronik strese neden olan yüzlerce sebebi kolayca tanımlayabilirken, bunların tek bir tanesinin bile ortadan kaldırılmaması nasıl açıklanabilir? Neden EMF radyasyonu, işlenmiş gıdalar, gürültü kirliliği veya kimyasal gübreler yasaklanmıyor? Neden vitaminler ve doğal takviyeler ücretsiz sağlanmak yerine kısıtlanıyor?
Buradaki asıl soru şudur: Biz bireyler olarak nasıl bu kadar çaresiz hale geldik? Doğuştan gelen doğal zekamız, nasıl oldu da tamamen kurgulanmış bir zihinsel gerçeklik tasarımıyla değiştirilebildi? Cevap, varlığımızın yedi katmanlı yapısında gizlidir. Çünkü bizi bu hapishanede tutmabilmek için, ruhumuzu sadece fiziksel bedene hapsettiler ve diğer altı katmanla bağımızı kopardılar.
Her Şey Bedenlerimizle İlgili
İnsanları deneyimlediğimiz bu gerçekliğe hapsetmek için, altı katmanlı diğer bedenlerle olan bağımız koparıldı ve ruhumuz yalnızca fiziksel bedenle sınırlandırıldı. Bilinçli gerçekliğimizin tüm odağı fiziksel bedenimize yönlendirildi. Neredeyse tüm dengesizlikler fiziksel düzeyde yaşanır hale geldi. Böylece, varlığımızı tamamlayan diğer altı bedeni unuttuğumuz bir dünyada yaşamaya başladık.
Yukarıda örneklendirilen ve günlük hayatımızı tanımlayan niteliklerin çoğu, altı süptil (eseri) bedenimiz üzerinde yıkıcı etkilere sahiptir. Böylelikle, gerçekliğimizden koparılan süptil bedenlerimiz zarar gördü. Bu sayede fiziksel bedenlerimizin sürekli büyük miktarlarda enerjiye ihtiyaç duyması, hastalanması ve vaktinden önce yaşlanması sağlandı.
Eseri bedenlerimizi yeniden kabul etmeliyiz ki onları besleyecek ve iyileştirecek bir yaşam ortamı sağlamaya hemen başlayabilelim. Bu, fiziksel besine olan bağımlılığımızı azaltacak ve bizi evrensel prana enerjisne bağlayacaktır. Altı süptil bedenimiz varoluş gerçekliğimize yeniden entegre edildiğinde, dışarıya olan her türlü ihtiyaç ve bağımlılık anında ortadan kalkacaktır.

Süptil Beden Nedir?
Varlığımız, dünyanın atmosfer tabakaları gibi iç içe geçmiş yedi temel enerji alanından oluşur. Tıpkı dünyayı koruyan troposfer, stratosfer ve ekzosfer gibi, bizim de kendimize ait bir elektromanyetik güç alanımız vardır. Bu katmanlar arasında kesin sınırlar yoktur; her biri bir sonrakine kusursuzca karışır. Süptil bedenler, fiziksel bedenimizin ötesine uzanan, yüksek boyutlu bilinç düzlemlerine ait enerji katmanlarıdır. Bu bedenler sürekli birbirleriyle “konuşur”, auramızı dengeler ve fiziksel yapımızı kusursuz tutmaya çalışır. Uyanışın anahtarı, sistem tarafından kasten koparılan bu katmanları tek tek farkındalığımıza geri kazandırmaktır.
İşte uyanış yolculuğunda yeniden keşfetmemiz gereken yedi süptil katmanımız:
1) Fiziksel Beden
Bize en yakın, en somut ve “reddedilemez” katmandır. Diğer tüm süptil katmanların fiziksel düzlemdeki bir tezahürüdür. Sadece bir et yığını değil, ruhun bu evrendeki aracıdır. Bu beden, önceki tüm enkarnasyonlarımızın ve bu yaşamdaki kararlarımızın izlerini taşır; fiziksel yaralarımız aslında ruhsal hikâyelerimizin sembolleridir. Fiziksel beden ruhsal olarak uyanmaya başladığında, güneş sinir ağının altındaki 11. çakra (alt kalp çakrası) aktive olur. Bu aktivasyon, eski dünyevi kalıplarımızı sorgulamamıza neden olan yüksek bir duygusal zekayı tetikler.
2) Eterik Beden ve Şablon
Fiziksel bedeni tıpkı bir giysi gibi saran, ondan yaklaşık 8-30 cm dışarı uzanan ilk görünmez katmandır. Bu katman, fiziksel formun enerjik bir kopyasıdır ve “mavi/gri bir ızgara” yapısındadır. Tüm hastalıklar fiziksel bedende belirmeden önce ilk olarak bu katmanda bir blokaj olarak ortaya çıkar. Sistem, yapay diller ve zihin kontrol mekanizmalarıyla eterik bedenin fiziksel bedenle bağını kopararak, yaşam özünün (prana) akışını engeller. Bu bağ koptuğunda hücreler beslenemez ve yaşlanma başlar.
3) Duygusal / Pranik Beden
Yaşamsal enerjiyi filtreleyen ve fiziksel bedene aktaran katmandır. Gökkuşağı renklerinde, akışkan ve sürekli hareket halindeki bu tabaka, duygusal stabilitemizi ve güvenliğimizi yönetir. Bu katman sizin “enerji kartvizitinizdir“; bir ortama girdiğinizde yansıttığınız o neon tabela gibidir. Eğer burada geçmişten gelen “duygusal yükler” işlenmeden kalırsa, aurada ağır ve kirli bir renk bulutu oluşturur. Uyanmış bir varlık, bu katmanı bir kalkan gibi kullanarak dış dünyadan gelen düşük frekanslı saldırıları filtrelemeyi öğrenir.
4) Zihinsel Beden
Düşünce formlarımızın ve rasyonel süreçlerimizin merkezidir. Genellikle konsantrasyon anında parlayan sarı bir ışık olarak algılanır. İki ana titreşimden oluşur: Mantık ve muhakemeyi kullanan Üst Zihin ile çocukluktan ve geçmiş hayatlardan gelen otomatik kalıpları saklayan Alt Zihin. Bu beden korunmadığında kişi gece saldırılarına, fobilere ve durmak bilmeyen zihinsel gürültüye mahkum olur. Sağlıklı bir zihinsel beden, varlığımızın evrendeki tüm yolculuğunun hatıralarını saklayan devasa bir kütüphanedir.
5) Astral / Nedensel Beden
Fiziksel-eterik katmanlar ile yüksek ruhsal katmanlar arasındaki kritik köprüdür. Kişiliğin tüm veçhelerini ve karmik kayıtları barındırır. Kalp çakrasıyla olan bağı nedeniyle pembe bir tona sahiptir. Eterik şablon ile birlikte çalışarak fiziksel formun “kusursuz ilahi planını” tutar. Astral seyahat bu hafif katman sayesinde mümkün olur. Uyanışla bu katmana erişim sağlandığında, bedenimiz orijinal ” varsayılan sağlıklı 20 yaş” ayarına kendini döndürebilecek güce kavuşur.
6) Ruhsal / Göksel Beden
İlahi Kaynak ile kurulan duygusal bağın seviyesidir. Işıltılı, sedefli ve altın tonlarındadır. Zaman ve mekân algısının ötesindedir. Burası, her şeyin “Bütün” olarak algılandığı, derin bir tutku ve sezginin aktığı katmandır. Kişi bu bedene bağlandığında, Kaynak ile arasındaki engeller kalkar ve yaratıcı potansiyeli anlık olarak tezahür etmeye başlar.
7) İlahî / Bütünleşik Ruhsal Beden
En yüksek titreşimli, bizi her şeye ve herkese bağlayan katmandır. Altın ipliklerden oluşan devasa bir yumurta formunda tüm bedenleri sarar ve korur. Burası “Birlik Bilinci“nin merkezidir. Burada artık bir “ben” algısı yoktur; sadece “O” olma ve aidiyet hissi vardır. Bir başka deyiişle bu beden, Kaynağın kendisidir. Hiçliği bir “şey” olma haline dönüştürdüğümüz, aydınlanmış üstatların ikamet ettiği nihai bilinç alanıdır.
Süptil Şifa ve Blokajların Dağıtılması
Süptil bedenlerimizde enerji sıkışıp kaldığında durgun enerji cepleri oluşur. Şifacılar binlerce yıldır bu alanları tütsüleme, ses banyoları, kristaller ve “aura yumruklama” gibi etkili tekniklerle temizlerler. Bu teknikler aura üzerindeki negatif tortuları dağıtır ve prana akışını yeniden başlatır. Soğuk su şoku gibi kadim pratikler ise ruhu ve süptil bedenleri anında fiziksel forma geri çağırarak hizalanmayı sağlar. Auramızı düzenli olarak korumak, fiziksel hastalığın kapımıza gelmesini engellemenin tek yoludur.
Gerçek Varlığımız
Varlığımız görüldüğü gibi çok boyutlu bir doğaya sahiptir. Bizi tuzağa düşürmek için bu çok boyutlulu doğamızdan kopardılar ve sadece ondan ibaret olduğumuzu sandığımız sınırlı bir fiziksel bedene kilitlediler. Unutmayın; şu an bir “ilahi kurtarma operasyonu” ile bu evrene giren gönüllü yıldız tohumları, bu yedi bedenin fiziksel bedenle olan bağını onaracak frekansı taşıyorlar.
Üç boyutlu dünyamızı kontrol edenlerin tek amacı insanların uyanmamasını sağlamaktır. Ancak bizler, yedi bedenimizin gerçekliğine yeniden bağlanarak bu kurgulanmış zihinsel hapishaneden özgürleşmek üzereyiz. Arayış bittiğinde ve yedi beden birleştiğinde geriye kalan tek şey, sonsuz ve güçlü olan “Şimdi“dir.








