Gizli Uzay Programlarında 60 Yıl: Chris O’Connor
Chris O’Connor’ın Satürn’ün Uydusundaki Görevi
Varoluşun saklı katmanlarında süzülen insanoğlu, çoğu zaman rüya sandığı imgelerin arkasındaki gerçekliği sorgulamaz. Peki ya zamanın ötesinden gelen bu çağrılar, boyutlar arasından Öz Hafızamıza sızan gerçeklerin birer yankısıysa?
Exopolitika disiplininin öncülerinden, gizli uzay programları ve kozmik tarihin örtülü izlerini gün yüzüne çıkaran araştırmacı Dr. Michael Salla, bu derin söyleşide bizleri zihin sınırlarımızı zorlayan bir varoluş alanına davet ediyor. Salla’nın konuğu; Man of Mimas kitabının yazarı ve üç kez “20 ve Geri” (20-and-back) programına katıldığını açıklayan derin deneyimci Chris O’Connor.
O’Connor, henüz iki yaşındayken askerî kompleks tarafından alınıp yaş ilerletme işlemine tabi tutulduğunu, bilincinin klon bedenlere transfer edildiğini ve Satürn’ün uydusu Mimas’ta bulunan gizli bir uzay istasyonunda onlarca yıl görev yaptığını anlatıyor. Söyleşi; gizli yer dışı yerleşimlerden zaman dalgalarıyla yapılan bellek silme teknolojilerine, kadim dünya dışı uygarlıklarla yürütülen diplomatik görüşmelerden insanoğlunun kozmik konumuna kadar pek çok gizli katmanı su yüzüne çıkarıyor.
Ancak bu aktarım, yalnızca saklanan teknolojilerin bir dökümü değildir. Dr. Michael Salla ve Chris O’Connor’ın ulaştığı temel gerçek; dış etkenlerin ötesindeki asıl güce, yani Öz Bilincin Egemenliğine işaret eder. Kozmik uzamdaki asıl uyanış; korkuyu aşmak, Öz Kimliğimizi hatırlamak ve Sahte Işık tuzaklarına düşmeden birbirimize yüksek bir sevgi frekansıyla yaklaşmaktır.
Sizleri, kendi Öz Hafızanızla yeniden buluşacağınız bu derin söyleşiyle baş başa bırakıyoruz.

Gizli Uzay Programları, “20 ve Geri” Görevi ve Mimas Uzay İstasyonu
Soru: Chris, programa tekrar hoş geldin. En son üç yıl önce bir aradaydık ve o günden bu yana anlattıkların üzerine çok sayıda soru aldık. Dinleyicilerimiz için geçmişinden, bu alana nasıl dahil olduğundan ve çocukluk yıllarında yaşadıklarından ayrıntılı olarak bahsedebilir misin?
Chris O’Connor: Tabii ki Michael, memnuniyetle. Sürecin en başına gitmek gerekirse her şey 1970 yılında, ben henüz iki yaşındayken başladı. ABD Hava Kuvvetleri ve Deniz Kuvvetleri ağırlıklı bir askerî kompleks tarafından alındım ve doğrudan “yaş ilerletme” (age advancement) işlemine tabi tutuldum. İki yaşındaki çocuk bedenimi alıp biyolojik olarak 25 yaşlarında yetişkin bir erkek bedenine dönüştürdüler.
Bunu yapmalarının ardındaki temel sebep, bu dünyaya doğmadan önce ABD ordusuyla yapmış olduğum anlaşmaya dair hafıza kilitlerimi açmaktı. Ben henüz Dünya’da bir anne karnına düşmeden ve bedenlenmeden önce ordu yetkilileriyle üst boyutlarda buluşmuş ve onlara 20 yıl hizmet edeceğime dair net bir söz vermiştim. Bu ilk 20 yıllık hizmet dönemim ağırlıklı olarak Dünya üzerindeki gizli üslerde ve Dünya yörüngesindeki bazı gemilerde geçti.
Soru: İlk 20 yıllık hizmet döneminden sonra süreç nasıl devam etti? Hangi bölgelerde ve hangi yapılarda görev aldın?
Chris O’Connor: İlk 20 yıllık görevimi tamamladıktan sonra, çok daha farklı varlık gruplarının yönettiği ve denetlediği bir uzay istasyonuna transfer edildim. Bazılarının “Gezegenler Konfederasyonu” ya da “Federasyon” olarak adlandırdığı bu geniş yapıya ait olan istasyon, Satürn’ün halkalarının hemen dışında yer alan ilk uydusu Mimas’tı.
Mimas, dışarıdan bakıldığında sıradan, kayalık ve kraterlerle dolu doğal bir uydu gibi görünür. Ancak gerçekte 6. yoğunluk derecesindeki yüksek bilinçli varlıklar tarafından inşa edilmiş devasa bir uzay istasyonudur. Bu varlıklar, insan gözünün görebildiği frekans ve boyutların çok ötesinde maddeyi şekillendirebilirler. Bizim uzay gemilerimiz bölgeye yaklaştığında Mimas ilk başta cansız bir ay gibi görünür. Ancak gemilerimizde “yoğunluk motoru” adını verdiğimiz, geminin etrafında ayarlanabilir elektrostatik bir alan oluşturan bir teknoloji bulunur. Bu alanın frekansını istasyonun ait olduğu frekans seviyesiyle eşitlediğinizde, o kayalık görünüm anında kaybolur ve yerini metalik, devasa, üst boyutlara ait gerçek uzay istasyonuna bırakır. Orada toplamda 40 yıl geçirdim.
Soru: Yayın öncesinde kitabının ilk yarısını okuma fırsatı buldum. İlk röportajımızda iki yaşındaki bir çocuğun alınıp 25 yaşına getirilmesi kulağa oldukça sıra dışı geliyordu. Fakat kitabında, bu yaşamından önceki bir enkarne durumunda —bir “Yıldız Yapıcı” olarak— ABD ordusuyla yaptığın doğum öncesi anlaşmayı çok detaylı anlatıyorsun. Bu süreci ve ordunun seni nasıl tespit ettiğini açar mısın?
Chris O’Connor: Reenkarnasyon, çoklu yaşam ve ruhun yolculuğu kavramlarını anladığınızda, fiziksel bedenden ayrıldığınızda deneyimlenen ortamın buradaki fiziki dünyadan hiçbir farkı olmadığını, hatta çok daha somut olduğunu görürsünüz. O frekans boyutunda farklı gezegen sistemlerine gidip oradaki bedenlenme döngülerine katılabilirsiniz. Dünya’da da farklı yıldız sistemlerinden gelerek bu döngüye giren milyonlarca varlık var; biz bunlara genel olarak “yıldız tohumları” diyoruz.
Benim mensup olduğum grubun Dünya’ya gelmeden önce özel bir planı ve misyonu vardı. Bedenlenmeden önce Dünya yörüngesinde bulunan bir gemide ABD ordusu temsilcileriyle kısa bir görüşme yaptık. Hangi şehirde, hangi anne babadan doğacağımı, beni nerede ve hangi tarihte bulacaklarını içeren son derece net bir anlaşmaya vardık.
Ben iki yaşındayken gelip verdikleri sözü tuttular. Beşiğimde oturuyordum, salondaki televizyonda bir bilimkurgu dizisinin ilk bölümü vardı ve ben dikkatle onu izliyordum. Aniden odanın içinde beliren siyah bir karartı gördüm. Üniformalı ve şapkalı bir subay beni beşiğimden kucağına aldı. Odadan dışarı adım attığımız anda kendimizi evimizde değil, tamamen sterile edilmiş bir laboratuvar veya hastane ortamında bulduk.
Soru: Yaş ilerletme süreci fiziksel ve zihinsel olarak tam olarak nasıl gerçekleşti? O ortamda ne yaşadın?
Chris O’Connor: Oldukça ağır ve travmatik bir deneyimdi. Sizi lavanta ile pembe arası bir renge sahip son derece yoğun bir jelin içine tamamen daldırıyorlar. Bu jel anestezik bir etkiye sahip; dolayısıyla keskin bir acı hissetmiyorsunuz ancak üzerinizde devasa bir sıvı baskısı duyuyorsunuz. Jel, insan bedenindeki hücre büyümesini doğrudan sizin DNA yapınız üzerinden uyararak aşırı derecede hızlandırıyor. Bebeklik dönemimde benden aldıkları DNA örneğiyle beslenen bu jel sayesinde beni özel tankların içinde birkaç gün gibi kısa bir sürede 25 yaşındaki bir yetişkin erkek bedenine ulaştırdılar.
Tanktan çıkarıldığımda 25 yaşında devasa bir bedenim vardı ama zihnen ve beyin gelişimi olarak hâlâ 2 yaşında bir bebektim. Birkaç gün bedenin ve sinir sisteminin entegre olmasını beklediler. Ardından, ellerindeki özel frekans teknolojileriyle zihnimdeki bellek kilitlerini tek tek çözdüler. Bir anda gerçekte kim olduğumu, bu görevi neden kabul ettiğimi, geçmiş yaşamlarımı ve misyonumu hatırladım. Beden ve zihin eşleşmesi tamamlandıktan sonra da ABD ordusu bünyesindeki ilk 20 yıllık hizmetim resmi olarak başladı.
Soru: ABD ordusunun bir “Yıldız Yapıcı” olarak senin geçmiş yaşamındaki yeteneklerine ve hafızana bu kadar büyük bir ilgi duymasının temel nedeni neydi?
Chris O’Connor: Evrendeki gelişmiş ırkların neredeyse tamamı telepati, empati, telekinezi ve zihinsel yönlendirme konularında çok yüksek yeteneklere sahiptir. Benim mensup olduğum ırk da bu psişik ve zihinsel konularda son derece uzmandı.
Bunun da ötesinde, bizler evrende dürüstlüğümüzle ve etik değerlerimizle tanınan bir ırkız. Sözlerimize ve yaptığımız anlaşmalara harfiyen uyarız; hiçbir koşulda geri adım atmayız. Bu yüzden binlerce farklı uzaylı ırk ve federasyon arasında ciddi bir saygınlığımız vardır. Irkımızın milyarlarca yıllık bir geçmişi var ve bizler insanlık gibi henüz evrimleşme aşamasında olan, yolun başındaki genç türlere rehberlik etmek için varlığımızı sürdürüyoruz.
Soru: 1970’li yıllarda başlayan ilk 20 yıllık görev süresince ne tür projelerde çalıştın ve hangi sorumlulukları üstlendin?
Chris O’Connor: İlk dönemlerimde çölün ortasında yer alan, haritalarda görünmeyen çok gizli ve küçük bir askerî üste korumalık yaptım. Orada farklı yerlerden getirilen çocukların bulunduğu ve üzerlerinde birtakım zihinsel deneylerin yapıldığı özel bir yapı vardı. Muhtemelen çocukların telepati eğitimi ve dış ırklarla iletişim kurma yetenekleri üzerinde çalışıyorlardı. İzlemesi son derece zor, sert ve soğuk süreçlerdi; ben kendi adıma o çocuklara her zaman şefkatle yaklaşmaya ve onları korumaya çalışırdım.
Daha sonra telepati, zihin teknolojileri ve bilinç yönetimi üzerinde uzmanlaştım. Örneğin, gizli uzay programından dönen, derin uzayda savaşa katılmış ve ağır travma geçiren süper askerlerin yaşadığı dehşet verici deneyimlere dair hafızalarını siliyorduk. Ayrıca bilinci, ruhu ve tüm hafızayı bir beden tamamen ölse bile başka bir bedene transfer etme teknolojileri üzerinde yoğun bir şekilde çalıştık.
Soru: Ruh ve bilinç transferi teknolojisi tam olarak nasıl çalışıyordu? Bir insanın bilinci başka bir bedene nasıl aktarılır?
Chris O’Connor: Bu teknoloji doğrudan DNA ve frekans prensibine dayanır. Her bireyin, beynindeki epifiz bezi tarafından üretilen ve parmak izi gibi tamamen benzersiz olan bir ruhsal frekansı vardır. Bilinç, ruh ve tüm hafıza kayıtlarımız DNA sarmallarımızın üzerinde birer küçük anten gibi tutulur.
Transferin gerçekleşebilmesi için kişinin DNA yapısıyla birebir aynı olan, laboratuvarda klonlanmış bir bedenin hazır bulunması gerekir. İşlem sırasında kişinin şakağına yerleştirilen özel bir cihaz, epifiz bezinin yaydığı doğal frekanstan çok daha güçlü bir sinyal üreterek bilinci ve ruhu adeta bir vakum gibi çeker ve depolar. Cihaz hemen yan tarafta duran klon bedenin şakak bölgesine tutulup sinyal serbest bırakıldığında, ruh ve bilinç yeni bedenin epifiz bezine ve hücrelerine saniyeler içinde kilitlenir.
Bu işlem bir lüks değil, görev sırasındaki kayıpları önlemek için yapılıyordu. Örneğin ben görevlerimden birinde bir diplomatik müzakere sırasında vurularak öldürüldüm. Bedenim öldükten sonra bilincim tamamen dağılmadan önceki yaklaşık iki saatlik kritik pencere içinde, depoda hazır tutulan genetik kopyama transfer edildim ve görevime kaldığım yerden devam ettim.

Soru: Peki tüm bu görev sürelerin bittiğinde, yaşın ilerlemişken 1970 yılına ve iki yaşındaki bedenine nasıl geri döndün?
Chris O’Connor: Görev sürem boyunca birkaç kez beden değiştirmek ve klon bedenlere geçmek zorunda kaldım. Toplam hizmet sürelerimin tamamı bittiğinde, “zamansal sıçrama” (time regression) teknolojisi kullanılarak zaman çizgisinde geriye doğru hareket edildi. Beni iki yaşındaki orijinal halimin genetik klonu olan küçük bir çocuk bedenine aktardılar ve 1970 yılına, alındığım ana geri bıraktılar.
Ailemin bakış açısından sadece birkaç saniyelik veya birkaç dakikalık bir yokluk söz konusuydu. Ben beşiğimde otururken bir anda koridorun sonundaki kilitli bir elbise dolabının içinde belirdim. Ailem dolaptan çıkmama ve oraya nasıl girdiğime hiç anlam veremedi. Bedenen iki yaşında bir çocuk olarak normal hayatıma devam ettim ancak zihnimde onlarca yıllık uzay hizmetinin, savaşların, müzakerelerin ve çoklu yaşamların devasa deneyimi mevcuttu.
Soru: İnsanlık neden bu tür bedenlenme süreçlerine ihtiyaç duyuyor? Dış ırkların Dünya’daki evrime müdahale etme sınırları nedir?
Chris O’Connor: Evrende tüm gelişmiş uygarlıklar tarafından kabul edilen en temel yasalardan biri “Müdahale Etmeme Yasası“dır (Law of Non-Interference). Dışarıdan bir güç olarak gelip gelişmekte olan bir gezegenin toplumsal veya genetik akışına doğrudan müdahale edemezsiniz. Bu evrensel kuralı aşmanın tek yasal ve etik yolu, o gezegenin doğal doğum ve bedenlenme döngüsüne katılarak bir insan olarak dünyaya gelmektir.
Bir insan olarak doğduğunuzda, artık o gezegenin bir parçası olursunuz ve söylediğiniz, yaptığınız her şey gezegenin kolektif bilincinde geçerli hale gelir. Ancak bu durum büyük bir risk taşır: Dünya’nın enkarne döngüsüne girdiğinizde, gerçekte kim olduğunuzu unutturan “unutma perdesi” devreye girer. Eğer kim olduğunuzu hatırlayamazsanız, uyanana kadar yüzlerce, hatta binlerce yıl bu gezegenin reenkarnasyon döngüsünde hapsolabilirsiniz. Bizlerin temel amacı, buraya gelip insanlığa uyanışlarında rehberlik ederken aynı zamanda kendi öz kimliğimizi yeniden hatırlamaktır.
Soru: Hafıza silme teknolojisine tekrar dönersek; bir insanın zihninden belirli zaman dilimlerini silmek teknik olarak nasıl gerçekleştiriliyordu?
Chris O’Connor: Zaman, evrende dalga tepe noktaları ve çukurları olan ölçülebilir ve hesaplanabilir bir frekans dalgasıdır. Bu teknoloji, insanlığın diğer kadim uzaylı ırklarla yaptığı teknoloji paylaşımları sonucunda elde edilmiştir. Zaman dalgasının başlangıç noktasından itibaren tüm tepe ve çukur noktaları matematiksel olarak hesaplanabilir.
Hafızası silinecek bir asker veya personel bize getirildiğinde, elimize belirli sayısal koordinatların yazılı olduğu bir kâğıt verilirdi. Kâğıtta zaman dalgası hesaplamasına dayalı başlangıç ve bitiş sayıları yer alırdı. Bu sayısal değerleri cihaza girip kişinin şakak bölgesine uyguladığınızda, cihaz belirlenen zaman aralığına ait nöronal ve elektromanyetik hafıza hücrelerini karıştırırdı.
Burada önemli bir detay var: Anıları tamamen yok edemezsiniz; onlar DNA’nızda ve ruhsal kaydınızda sonsuza kadar kalır. Cihaz sadece o anılara ulaşan zihinsel köprüleri darmadağın eder. Tıpkı devasa bir kütüphanedeki tüm kitapların sayfalarını söküp yere saçmak gibidir. Bilgi hâlâ oradadır ama parçaları bir araya getirip okumak imkânsız hale gelir. Benim ve benim gibi birçok görevlinin yıllar sonra yaşadığı hafıza geri çağırma süreçleri, işte bu darmadağın edilmiş bilgi parçalarını zihinsel antrenmanlar ve terapiyle yeniden birleştirme çabasından ibarettir.
Kaynak:
www.exopolitics.org







