Anunnakilerin Gizli Tarihi
Dünya tarihi, okul kitaplarında anlatıldığı gibi yalnızca kralların, imparatorların ve savaşların kronolojisi değildir. Görünen yüz, her zaman görünmeyeni saklar. Asıl hikâye; çağlar boyunca tekrar eden, şekil değiştiren ama özü aynı kalan bir iktidar arzusunun, bilinç üzerinde kurmak istediği mutlak hâkimiyetin hikâyesidir. Atlantis’ten Roma’ya, Orta Çağ krallıklarından modern küresel elitlere uzanan çizgi, tek bir ideali fısıldar: tek merkezli güç, tek irade, tek dünya.
İçindekiler
Valeria Koltsova’nın berrak rüya kayıtları, bu ideali besleyen görünmez aktörleri ve onların kozmik geçmişini hatırlatır. Bu anlatılar bir “inanç sistemi” değil; zamanın katmanları arasından sızan, sembollerle konuşan bir hafıza çözülmesidir.

Sfenks Konuştuğunda: Ptah’ın Hatırlattıkları
Rüya, Mısır çöllerinde başlar. Güneş batarken Sfenks’in taş yüzü, sıradan bir anıt olmaktan çıkar ve canlı bir bilinç gibi titreşir. Gözlerinden yayılan ışık, zamanı aşan bir mesaj taşır. Bu ses, Mısır geleneğinde gezegen bilincinin mimarı olarak bilinen Ptah’a aittir. Ptah, geçmişi anlatmaz; hatırlatır. Çünkü bu hikâye, insanlığa dışarıdan dayatılmış değil, insanlığın derin bilinç katmanlarına gömülmüştür.
Yeraltındaki salon, sembollerin diliyle konuşur. Horus’un Gözü’nü andıran devasa ayna, lineer zamanı aşan bir kayıt alanıdır. Orada izlenen sahneler, bir medeniyetin düşüşünü değil; bilincin kararmasını anlatır.
İki Soy, Tek Felaket: Elohim ve Nefilim Ayrımı
Anlatı, Nibiru sistemiyle ilişkilendirilen Anunnaki uygarlığına uzanır. Bir zamanlar yüksek bilinçli olan bu varlıklar, kendi içlerinde bölünmüşlerdir. Ella gezegeninde yaşayan Elohim, narin yapılı, açık tenli ve zihinsel kapasitesi yüksek bir soy olarak betimlenir. Nifilla’da yaşayan Nefilim ise güçlü, dayanıklı ve maddesel dünyayla daha yoğun temas hâlindedir.
Bu fark, doğal bir çeşitlilikken; kibirle birleştiğinde yıkıcı bir ideolojiye dönüşür. “Saf ırk” fikri, yalnızca biyolojik değil, ruhsal bir sapmadır. Valeria’nın rüyalarında bu kırılma noktası, antidünya olarak tarif edilen karanlık bir bilinç alanının etkisiyle ilişkilendirilir. Satannalil adı verilen bu ilke, dışsal bir varlıktan ziyade, ayrılığı kutsallaştıran bir bilinç frekansıdır.
Baş Rahip Nerhal’in eliyle başlayan zulüm, melez çocukların katledilmesiyle doruğa ulaşır. Bu noktadan sonra savaş yalnızca fiziksel değildir; ruhsal bir çöküş yaşanır. Bel (Baal) figürü burada bir arketipe dönüşür: yenilen ama yok olmayan, çağlar boyunca farklı isimlerle geri dönen bir karşı-bilinç.
Chronos: Zamanın Efendisi Değil, Zamanın Mahkûmu
Atlantis anlatısı, hikâyenin en kritik eşiklerinden biridir. Chron, yani sonradan Chronos olarak bilinen figür, bir kralın oğlu değil; seçilmişlik yanılsamasına düşmüş bir bilincin sembolüdür. Anunnakilerle yaptığı anlaşma, aslında dışsal bir ittifaktan çok içsel bir teslimiyettir. Güç karşılığında özünü devretmek.
Chronos’un çocuklarını “yemesi”, mitolojik bir abartı değildir; bilinç enerjisini soğuran bir iktidar mekanizmasının alegorisidir. Ay-Gemisi anlatısı, bu enerjinin depolandığı ve yönlendirildiği bir teknolojik-büyüsel sistemi temsil eder. Zeus’un kaçışı ise, bilincin tamamen esir alınamayacağının işaretidir.
Chronos ölmez; çünkü temsil ettiği şey zamansızdır: kontrol arzusu. Bilincini aktarma, çip ve yapay zihin imgeleri, bu arketipin modern dünyadaki yansımalarıdır.

Agartha ve Antarktika: Mit Değil, Bilinç Katmanı
Agartha, bu anlatıda fiziksel bir yerden çok, yeraltı bilinç alanını temsil eder. Antarktika ise, bastırılmış olanın, donmuş travmanın ve saklanan teknolojinin sembolik merkezidir. “Agartha Efendisi” olarak tarif edilen yapı, Chronos, Seth ve Ikhov arketiplerinin birleşimidir. Yani: zaman, kaos ve mutlak otorite.
İnsanlığın “enerji çiftliği” olarak görülmesi fikri, korku üretmek için değil; uyanıklığı tetiklemek için anlatılır. Dijitalleşme, çipler, biyopolitik kontrol — bunların hepsi araçtır. Asıl mesele, bilincin gönüllü teslimiyetidir.
Büyük Eşik: Uyanış mı, Tekrar mı?
Valeria’nın rüyaları kehanet değildir. Bir son vaat etmez; bir seçim alanı açar. Apop Yılanı’nın Tacı gibi imgeler, karanlığın yok edilmesini değil, etkisizleşmesini temsil eder. Çünkü karanlık, bilinçsiz kaldığında güçlenir; fark edildiğinde çözülür.
Chronos’un “ölümü”, dışsal bir düşmanın yenilmesiyle değil; içsel iktidar bağımlılığının bırakılmasıyla mümkündür. İğne, masallardaki gibi gizlidir. Ama bu iğne, insan bilincinin tam merkezindedir.
Ptah’ın sesi çölde yankılanırken, güneş yeniden doğar. Gerçek, herkese değil; duymaya hazır olanlara konuşur. Ve tarih, ancak hatırlayanlar için değişir.
Not:✍️
“Bu metin, Valeria Koltsova’nın rüya kayıtlarından ilham alınarak sevgiboyutu.com ruhuna uygun şekilde yeniden düzenlenmiştir.”










