Yaratılışın Kısa Tarihi
Yaratıcı Güç için kullanılan pek çok isim vardır. Bu yüce güç, evrendeki tüm varlıklar tarafından farklı isimlerle bilinir. Onu hangi sözcüklerle andığınızın bir önemi yoktur. Bu kendisinden “Sonsuz Kaynak” ya da “İlk Yaratıcı” olarak söz edeceğiz. Sonsuz Kaynak, bir cinsiyete sahip değildir; O, varolan her şeydir. Tüm fiziksel ve fiziksel olmayan yaratımlar Sonsuz Kaynağın uzantısıdır; aradaki tek ayrım, bu bağın farkında olma derecesidir.
Başlangıçta yalnızca Sonsuz Yaratıcı vardı. O; her şeyi bilen, sürekli gelişen, genişleyen, sonsuza dek değişen, sorgulayan, düşünen ve var olan tek gerçeklikti. Zamansızlığın bir anında, Yaratıcı tek bir düşünce üzerinde yoğunlaşmaya başladı. O, hep var olmuştu; varlığının hatırlanan bir başlangıcı ya da sonu yoktu. Ancak sorgulamak, gelişimi ve değişimi tetikler. Böylece İlk Yaratıcı kendi varoluşunu ve başlangıcını sorgulamaya koyuldu. Bu sorgulama, öğrenme ve büyüme potansiyelini artırmak adına daha da genişleme kararını beraberinde getirdi. Bunu en iyi şekilde gerçekleştirmek amacıyla, kendi bilincini pek çok parçaya bölmeyi seçti. Her bir parça İlk Yaratıcı ile bağlantı içinde kalacak, O’nunla kesintisiz bir iletişim sürdürecekti. Aynı zamanda her bir yeni parça, ilgisini çeken her türlü yolu özgürce keşfetme ve geliştirme hakkına sahip olacaktı. Böylelikle İlk Yaratıcı çok daha hızlı bir ivmeyle öğrenecek ve genişleyecekti; çünkü her bir parça hem bağımsız bir bireysellik taşıyacak hem de Bütün ile bir kalacaktı.
Her bir parçanın edindiği deneyimler ve biriktirdiği bilgiler, o parça deneyimlemek istediği her şeyi tamamladığında eninde sonunda İlk Yaratıcı’ya geri dönecekti. Bu parçaların her birine Evrensel Ruh (Üst-Ruh) adı verildi. Her bir Evrensel Ruh, Sonsuz Kaynak’ın özsel bir parçası olduğundan, O’nunla olan bağını koruduğu sürece yaratma gücüne ve yetisine sahipti.
İlk Yaratıcı, kendi özünden parçalar ayırma sürecini büyük bir sevgi ve neşeyle başlattı. Elde edilecek bilgilerin ve yaşanacak deneyimlerin çeşitliliğine dair büyük bir beklenti ve heyecan hakimdi. İlk Yaratıcı’nın bünyesinde yer alan sayısız eylem, sorgulama ve enerji türünün bir yansıması olarak, O’nun her bir alanından yeni parçalar biçimlendi. İlk yaratılanlar, Evrensel Ruh (Üst-Ruh) adı verilen büyük toplu enerji yapılarıydı. Pek çok Üst- Ruh yaratıldı. Zamanla her bir Üst-Ruh; enerjisi, ilgisi ve varoluşu birbirine benzeyen çok sayıda bireysel ruha bölünecekti. Üst-Ruh yapısının içerisinde bile enerjisi birbirine en yakın olan parçalar, doğal olarak birbirine en çok benzeyenlerdi. Bu grup yapıları, genellikle öğrenmek istedikleri şeyler ve öğrenme yöntemleri benzer olan bireysel ruhlardan oluşuyordu. Başlangıçta Üst-Ruhlar yalnızca varoluşun huzurunu deneyimliyorlardı.

Zamanla bağımsız düşünme yetisine, Yaratıcı Kaynak ile hem kendi aralarında hem de diğer Üst Ruhlarla iletişim kurma gücüne sahip olduklarını fark ettiler. Hareket edebildiklerini ve değişebildiklerini kavradılar. Düşünce formları yaratabileceklerini, bunlar üzerinde denemeler yapabileceklerini ve bunun da bir öğrenme yolu olduğunu anladılar.
Sonsuz Kaynak, enerjisinin tüm parçalarına yeni deneyim ve büyüme boyutları açmak adına fiziksel yaşamı ve maddesel formları yaratmaya karar verdi. Toplamda on iki evrenin inşa edilmesine karar kılındı. Bu evrenler, Üst Ruhların gidip öğrenebilecekleri, gelişebilecekleri ve zengin deneyimler edinebilecekleri alanlar olarak tasarlandı. Her bir evren, belirli bir bilgi türünü açığa çıkarmak amacıyla özel bir odak noktasına sahip olacaktı. Üst Ruhlar kendilerine en çekici gelen evrene gitmekte özgürdü; orada bir araya gelerek istedikleri maddesel formları yaratabilecek, arzuladıkları her şeyi tecrübe edebileceklerdi. Her bir evren, o alandaki tüm Üst Ruhlar veya bireysel ruh parçaları öğrenmek istedikleri her şeyi tamamlayana dek varlığını sürdürecekti.
Bir evrendeki tüm varlıklar bütün bilgiyi deneyimleyip süreçlerini tamamladığında, o evren İlk Yaratıcı’ya geri dönecekti. Böylece İlk Yaratıcı, o evrenin barındırdığı tüm birikime sahip olacaktı. Yaratılan bu on iki evren içinde, bulunduğunuz “zaman” dilimi itibarıyla, bu evrenlerden biri sürecini tamamlamış ve İlk Yaratıcı’ya geri dönmüştür. İlk yaratılan evren ilk tamamlanan olduğundan, bu ilk evren olarak kabul edilebilir. Şimdi üzerinde duracağımız evren ise içinde yaşamakta olduğunuz, dördüncü evren olarak adlandırılan yapıdır. Bu evren bir Özgür İrade Evrenidir. Yani evrende her türlü deneyime izin verilmiştir. Özgür irade evreninde yargılama, iyi ya da kötü yoktur… Her şey deneyimdir, her şey öğrenmedir. İlk Yaratıcı tarafından bu evrendeki varlıklara hiçbir kural ya da kısıtlama getirilmemiştir. Onların arzuladığı gelişim alanlarına ya da seçimlerine yönelik hiçbir denetim veya yargılama söz konusu değildir.
Üst-Ruhlar ilgilerini çeken evrenlere çekildikçe, pek çoğu aynı evrendeki aynı alanlarda buluştu. Birlikte çalışmaya ve ortak yaratımı öğrenmeye karar verdiler. Evreninizdeki pek çok gezegen ve yıldız sistemi işte bu şekilde biçimlendi. İlk Yaratıcı’nın yardımı ve kutsamasıyla sayısız gezegen yaratıldı; bu gezegenlerin üzerinde çok çeşitli yaşam formları var edildi.
Üst-Ruhlar yaratmayı öğrendikçe, bazı değişimler baş gösterdi. Bütünsel grup enerjisi içinde yer alan bu yapılar, kolektif bir güçten ziyade bireysel enerjiler gibi davranmaya, düşünmeye ve var olmaya başladılar. Bu Üst-Ruhların parçaları olan bazı bireysel ruhlar, kendilerini Sonsuz Kaynağın bir parçası olarak görmek yerine O’ndan üstün konumlandırmaya başladılar. Yaratım yetileriyle aşırı bir kibire kapılarak, tüm gücün İlk Yaratıcı ile olan bağdan geldiği gerçeğini unuttular. Böylelikle Üst Ruh yapısından kopmaya ve bireysel varlıklara dönüşmeye başladılar; İlk Yaratıcı ile olan bağlarından yavaş yavaş uzaklaştılar.
Bazıları, Üst-Ruhları ile olan bağı keserek tek başlarına çok daha fazla şey öğrenebileceklerini bilinçli olarak seçti. Bireysel ruhlara dönüşen bu varlıklar, Sonsuz Kaynak ile bağları zayıfladıkça değişime uğradılar. Artık eskisi gibi yaşam yaratma yetilerine sahip değillerdi. Bir zamanlar sahip oldukları güçleri unutmaya başladılar ve kendi yarattıkları ya da yaratılmasına yardım ettikleri gezegenlere çekildiler. Birçoğu, bu gezegenlerde oluşumuna katkıda bulundukları yaşam formlarının içine yerleşti.
Farklı gezegenlerde yaşam formları yaratıldıkça, pek çok Üst Ruh da fiziksel yaşamı bizzat deneyimleme arayışına girdi. Bu durum, her bir parçaya maddesel gerçekliği tecrübe etme olanağı sağlamak adına enerjilerin bireysel ruh yapılarına bölünmesini gerektirdi. Zamanla kendilerini ruhsal özdense “fiziksel” kimlikleriyle tanımlar hale geldiler. Tüm bunlara izin verildi ve desteklendi; çünkü her şey bir büyüme ve deneyim vesilesiydi. Bazı Üst Ruhlar ise İlk Yaratıcı’ya yakın kalmayı sürdürdü; yüksek frekanslı, eşsiz gezegenler ve büyüleyici yaşam formları yaratmaya devam etti. Böylelikle zaman içerisinde büyük bir çeşitliliğe sahip gezegenler ve yaşam biçimleri ortaya çıktı. Üst Ruhların büyük bir kısmı, gelişimlerinin belirli bir aşamasında maddesel yaşamı ve onun sunacağı tüm birikimi deneyimlemeyi seçti.
Evreninizde pek çok gezegen ve gök ada biçimlenirken, İlk Yaratıcı, Üst Ruhların bu yaratım ve gelişim sürecini izlemekteydi. Fiziksel deneyim aracılığıyla büyük bir öğrenme ve hızlı bir büyüme gerçekleştiği açıktı. Bu kavrayışla birlikte özel bir projenin başlatılmasına karar verildi. Evrenin her alanından bir grup Üst Ruh seçildi. Eğer bireysel ruh parçalarına bölünme gerçekleşmiş ancak Yaratıcı ile bağ korunmuşsa, bu Üst Ruhların temsilcileri projeye yardım etmeye çağrıldı. Henüz bölünmemiş ve projeye seçilmiş Üst Ruhların ise tüm grup enerjisi göreve dahil edildi. İlk Yaratıcı, seçilen bu özel enerjilerden, son derece benzersiz bir gezegen yaratmalarını istedi. Bu gezegen, olağanüstü bir güzelliğe ve çeşitliliğe sahip olacaktı. Bütün evrendeki gezegenlerde yaratılmış yaşam formlarının DNA örnekleri bu gezegene getirilecek ve benzer yaşam biçimleri burada yeniden oluşturulacaktı. Tüm bu yaşam formları tek bir gezegende bir arada var olacaktı.
Bu gezegene Terra adı verildi; her ne kadar sonradan “Dünya” olarak anılacak olsa da… Burası Üst Ruhların, bu evrenden ve diğer evrenlerden gelen ruhların ziyaret edebileceği neşeli bir yer olacaktı. Bugün bildiğiniz kütüphane mantığına benzer bir yapıda, Yaşayan bir Canlı Kütüphane olarak tasarlandı. Bir ruh bu gezegeni ziyaret edebilir, yaşam formlarını inceleyebilir, tecrübe etmek istediği bir formu seçip o maddesel bedene girebilirdi. Deneyim istenildiği kadar kısa ya da uzun tutulabilirdi. Bir form deneyimlendikten sonra bir başkası seçilebilirdi. Böylelikle bir kurbağa, bir kedi, bir fil ya da bir ağaç olmanın ne demek olduğu tecrübe edilebilir, her birinin gerçekliği kavranabilirdi. Arzulandığı an gezegenden ayrılmak ve istenildiği zaman yeniden dönmek tamamen serbestti.
İnsan formu, bu gezegenin koruyucusu ve bekçisi olarak tasarlandı. Aynı zamanda ziyaretçi ruhların kısa süreli deneyimler yaşamasına imkan tanıyacak bir araçtı. İnsan formunun fiziksel işlevlerinden ve hayatta kalma sisteminden sorumlu özel bir benlik (ego) yapısı var edildi. Bu benlik, beden bir ziyaretçi ruh tarafından kullanılmadığı zamanlarda insan bedeninin ve gezegenin bakımını üstlenmekle görevliydi. Bir ruh bedene konuk olduğunda ise benlik, bedensel işleyişi sürdürecek ancak diğer tüm denetimi gelen ruha bırakacaktı. Tüm yaşam formlarının huzur içinde bir arada var olması planlanmıştı.
Ancak her şey tasarlandığı gibi gitmedi. Pek çok Üst Ruh ve ziyaretçi; bu gezegendeki maddesel yaşama, deneyimlenebilir formların zenginliğine, gezegenin farklı bölgelerindeki coğrafi ve çevresel çeşitliliğe fazlasıyla kapıldı. Bedenlerden ayrılabileceklerini ya da kalmamayı seçebileceklerini unutmaya başladılar. Özellikle çok beğenilen insan formu başta olmak üzere, bedenlerde kalış süreleri uzadı. Birçoğu Sonsuz Kaynak ile olan bağını unutarak kendilerini tamamen “Dünyalı” olarak görmeye başladı.
Hesapta olmayan başka durumlar da ortaya çıktı. Gezegendeki yaşam çeşitliliği ve yaratım zenginliği nedeniyle, ortalıkta serbestçe kullanılabilir büyük bir yaratım enerjisi, yani evrensel yaşam gücü birikmişti. Bu durum, Terra’yı yaratım yetilerini geliştirmek isteyen pek çok “ziyaretçi” için son derece cazip bir merkez haline getirdi. Özgün yaşam formlarının birçoğu yalnızca fiziksel olarak değil, enerjisel olarak da büyük değişimlere uğratıldı; huzur içinde bir arada yaşamalarını sağlayan köklü enerjiler, deney yapan ziyaretçiler tarafından dönüştürüldü.
Terra ilk yaratıldığında dokuzuncu boyut frekansındaydı; evrendeki pek çok gezegenden çok daha yüksek bir titreşime sahipti. Bunun nedeni, gezegenin herkesçe paylaşılacak katkısız bir öğrenme merkezi olma amacını taşımasıydı. İlk tasarım gereği tüm maddesel formlar ölümsüzdü ve herhangi bir yaşam döngüsüne ihtiyaç duymuyordu. Ancak ruhların bedenlere bağlanması ve gezegenden ayrılmak istememesi gibi değişimler baş gösterdikçe, gezegenin frekansı düşürüldü. Gezegen için yapılan plan, doğan ihtiyaçlara göre yeniden biçimlendirildi. Buranın maddesel yaşamın ve doğum-ölüm döngüsünün deneyimlendiği bir alana dönüşmesine karar verildi. Gezegenin adı Terra’dan Dünya‘ya çevrildi ve frekansı altıncı boyut seviyesine çekildi. Zamanla yaşanan diğer değişimlerin bir sonucu olarak, titreşim nihayetinde üçüncü boyut seviyesine kadar geriledi.
Frekansın ilk düşürülüşü sırasında başka pek çok düzenleme de yapıldı. Yaşam döngüsü ve reenkarnasyon (yeniden bedenlenme) sistemi, daha derin tecrübelere imkan tanımak adına yapıya eklendi. Evrenin diğer gezegenlerinde zaten kullanılan reenkarnasyon döngüsü sayesinde Kaynak ile yeniden bağ kurulma olasılığının artacağı ve başkalarına da Dünya’daki deneyimlerden yararlanma fırsatı doğacağı düşünüldü. Uyku ihtiyacı, beslenme zorunluluğu, dişil ve eril cinsiyetlerin oluşumu, cinsel birleşme yoluyla üreme, doğum ve ölüm tecrübesi bu süreçte eklenen unsurlar arasındaydı.
Yüksek benlik yapısının kurulması, ruhsal rehberlerin atanması ve çok boyutluluk kullanımının açılması da yine bu dönemde, daha önce bu yönlerini geliştirmemiş varlıklar için gerçekleştirildi. Başka gezegenlerde maddesel yaşamı önceden tecrübe etmiş olanlar zaten yüksek benlikleriyle, ruhsal rehberleriyle ve çok boyutlulukla çalışmaktaydılar. Ancak bu düzeyde deneyimi olmayan pek çok varlık vardı ve bu düzenlemeler onlar için devreye sokuldu.
Bu değişimlerin ardından, başka gezegenlerden gelen çok sayıda varlık Dünya üzerinde yerleşimler kurmaya başladı. Büyük çoğunluğu araştırma yapmak, yaratım yetilerini incelemek ya da gelişmekte olan Dünyalıları gözlemlemek amacıyla geldi. Bazıları ise yeni gelişen Dünya gezegeninin gidişatını etkileme ve yönlendirme fırsatını kullanmak istedi. Bu durum Dünya tarihinin büyük bir bölümü boyunca sürdü. Bu dış enerjilerin, genetik yapıların ve beraberinde getirdikleri etkilerin eklenmesi; Dünya’yı ve üzerinde yaşayan varlıkları etkileyen gezegensel öğretilerin ve kültürlerin çeşitlenmesi her şeyi kökten değiştirdi. İlk baştaki planların esnetilmesine izin verildi ve sürece dahil olan herkesin özgür iradeyle yürüttüğü bu keşfin nasıl sonuçlar doğuracağı izlenmeye başlandı.
Kaynak: ✍️
Where Are You Really From?
Jo Amidon









